ANASAYFA | DERNEK  | ENGLISH
Journal of Health and Nursing Management: 8 (3)
Cilt: 8  Sayı: 3 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar II - III

3.
İçindekiler
Contents

Sayfa IV

4.
Editörden
Editorial

Sayfa V

ARAŞTıRMA MAKALESI
5.
Bireysel İş Performansı Ölçeğinin Türkçe Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
Validity and Reliability of Turkish Version of the Individual Work Performance Questionnaire
Nagihan Köroğlu, Havva Öztürk
doi: 10.54304/SHYD.2021.37132  Sayfalar 293 - 302
Amaç: Bu araştırmanın amacı, “Bireysel İş Performansı Ölçeğinin” Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılmasıdır.
Yöntem: Bu metodolojik araştırma, Karadeniz Bölgesinde bulunan iki devlet hastanesinde çalışan 309 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler “Kişisel Bilgi Formu” ve “Bireysel İş Performansı Ölçeği” ile toplanmıştır. Sırasıyla, ölçeğin dil ve kapsam geçerliği, yapı geçerliği, güvenirlik analizleri belirlenmiştir.
Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 28,77±6,25, mesleki deneyimi 6,73±5,76 olup %85,4’ü (n= 264) kadın, %54’ü (n= 167) bekar ve %60,2’si (n=186) lisans mezunudur. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksinin,96 olduğu saptanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizinde, X2/sd= 2,55, RMSEA=,071, GFI=,92, CFI=,92, NFI=,88, IFI=,92 ve TLI=,90 olarak hesaplanmış ve Cronbach alfa katsayısı ölçek toplamında,80 bulunmuştur.
Sonuç: Araştırmada, hemşirelerin iş performans düzeylerini belirlemeye yarayan 14 maddelik “Bireysel İş Performansı Ölçeğinin” geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu, hemşirelerin iş performans düzeylerinin doğru ve tutarlı bir şekilde ölçülebildiği belirlenmiştir.
Aim: The purpose of the current study was to perform Turkish validity and reliability tests of the “Individual Work Performance Questionnaire”.
Method: This methodological study was undertaken with 309 nurses who worked at two public hospitals located in the Black Sea Region. The data were collected using the “Information Request Form” and “Individual Work Performance Questionnaire”. Analyses of language and content validity, construct validity, and reliability was performed.
Results: The average age of the participating women was 28.77±6.25 years, average professional experience was 6.73±5.76 years, 85.4% of the participants were female (n=264), 54% were single (n=167), and 60.2% had undergraduate degrees (n=186). It was seen that the content validity index of the questionnaire was.96. The confirmatory factor analysis results were; X2/sd= 2.55, RMSEA=.071, GFI=.92, CFI=.92, NFI=.88, IFI=.92 and TLI=.90. The total questionnaire Cronbach alpha coefficient was,80.
Conclusion: As a result, the “Individual Work Performance Questionnaire” made of 14 items used to determine nurses’ work performance levels was valid and reliable. Nurses’ work performance levels could be measured correctly and consistently.

6.
Ameliyathane Çalışanlarında Bireysel Yenilikçilik Davranışlarının, Etkileyen ve Engelleyen Etmenlerin Belirlenmesi
Determination of Individual Innovative Behaviours, Affecting Factors, and Barriers in Operating Room Workers
Özlem Bilik, Melike Duran, Hale Turhan Damar, Gülcan Öztürk Kaynar
doi: 10.54304/SHYD.2021.55823  Sayfalar 303 - 313
Amaç: Bu araştırmada amaç, ameliyathanedeki sağlık çalışanlarının yenilikçi davranışlarının ve yenilikçi davranışları etkileyen ve engelleyen etmenlerin belirlenmesidir.
Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, Türkiye’nin batısında bir üniversite hastanesinin ameliyathanesinde Mart-Eylül 2020 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı üniversite hastanesinin ameliyathanesinde çalışan hekim, hemşire ve ameliyathane teknikerlerinden araştırmaya katılmayı kabul eden 145 kişi oluşturdu. Araştırmanın veri toplama araçları “Hemşire Bilgi ve Yenilikçiliği Etkileyen ve Engelleyen Etmenleri Tanılama Formu” ve “Bireysel Yenilikçilik Ölçeği” idi. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı-yüzde dağılımları, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı.
Bulgular: Araştırmaya katılan ameliyathanedeki sağlık çalışanlarının bireysel yenilikçilik ölçeği puan ortalamasının 57.52±5.14 olduğu ve “gelenekçi” kategorisinde yer aldığı belirlendi. Meslek türlerine göre değerlendirildiğinde hemşireler ve ameliyathane teknikerleri gelenekçi, hekimler ise kuşkucu kategorisindedir. Sağlık çalışanlarının meslek türüne, yenilikçilikle ilgili bilimsel toplantıya katılmalarına, yenilikçilik kavramı hakkında bilgiye sahip olma ve yenilikçilik hakkında eğitim alma durumlarına göre bireysel yenilikçilik puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptandı.
Sonuç: Araştırma bulgularına göre ameliyathane çalışanlarının bireysel yenilikçilik açısından eğitim almaları, yenilikçilik düzeylerinin geliştirilmesi ve yaşadıkları engellerin ortadan kaldırılması için kurumun destekleyici ve motive edici yaklaşımları belirlemesi önerilmektedir.
Aim: This study aims to determine the innovative behaviours of healthcare professionals in the operating room and the factors that affect and barrier factors.
Method: This descriptive study was carried out in the operating room of a university hospital in western Turkey between March-September 2020. The study sample consisted of 145 people who agreed to participate in the study, from physicians, nurses, and operating room technicians working in the operating room of the university hospital where the study was carried out. The data collection tools of the study were the “Nurse Information and The Factors Influencing and Barriers Innovativeness Identification Form” and “Individual Innovativeness Scale”. The data’s statistical analysis used number-percentage distributions, Independent groups t-test, ANOVA, Mann Whitney U test, Kruskal Wallis test, and Spearman correlation analysis.
Results: It was determined that the mean score of the individual innovativeness scale of the healthcare professionals participating in the study was 57.52 ± 5.14 and included in the “traditional” category. When evaluated according to their profession types, nurses and operating room technicians were in the “traditionalist” category, and physicians were in the “sceptic” category. A statistically significant difference was found between the individual innovation scores of the healthcare professionals, according to their occupation type, their participation in the scientific meeting on innovation, their status of knowing the concept of innovativeness, and their status of receiving education about innovation.
Conclusion: According to our findings, it is recommended that the institution should determine supportive and motivating approaches for operating room employees to receive training in terms of individual innovativeness, to improve their level of innovativeness, and to eliminate the obstacles they face.

7.
Suriyeli Göçmen Hastaların Sağlık Hizmeti Sunumuna Etkisi: İstanbul Örneği
The Impact of Syrian Immigrant Patients on Health Service Delivery: The Case of Istanbul
Ekrem Sevim, Mustafa Nal
doi: 10.54304/SHYD.2021.25349  Sayfalar 314 - 320
Amaç: Çalışmanın amacı, Suriyeli hastalara hizmet sunumunun Türkiye sağlık sistemi üzerindeki etkilerini incelemektir.
Yöntem: Çalışma, 2018 yılı içerisinde İstanbul ili genelinde kamu ve özel sağlık kuruluşlarında hizmet verilen Suriyeli hasta verileri kullanılarak retrospektif ve kesitsel olarak tanımlayıcı tasarımda gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: İstanbul’da bulunan sağlık kuruluşlarında 2018 yılı içerisinde toplam 1.419.069 Suriyeli hastaya sağlık hizmeti verilmiştir. Bu sayı genel hasta başvurularının %1,43’ünü oluşturmaktadır. Suriyeli hastaların poliklinik başvuruları içerisindeki oran %1,05 olurken, acil servis başvuruları içerisindeki oran %2,82 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca Suriyeli hastaların genel başvurular içerisindeki oranı %1,43 iken yatarak tedavi olan hastalar içerisindeki oranı %6,10 olarak gerçekleşmiştir.
Sonuç: Türkiye, sahip olduğu sağlık insan gücü ve teknik olanaklar (hastane yatağı, MR ve BT cihazı sayıları) açısından OECD ülkelerinden daha düşük olanaklara sahip olmasına karşın, bu kaynağı Suriyeli hastalarla da paylaşmaktadır. Türkiye çok sayıda Suriyeli hastaya sağlık hizmeti sunmaktadır. Ancak bu durumun sağlık sistemi üzerinde hizmet sunumu açısından önemli bir olumsuz etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Aim: The study investigates service delivery impacts to Syrian patients on the Turkish health care system.
Method: The study was carried out in a retrospective and used the cross-sectional descriptive design using the data of Syrian patients served in public and private health institutions throughout Istanbul in 2018.
Results: Healthcare services were provided to 1,419,069 Syrian patients in health institutions in Istanbul in 2018. This number constitutes 1.43% of general patient admissions. While the ratio of Syrian patients to outpatient clinic admissions was 1.05%, the rate for emergency services admissions was 2.82%. In addition, the rate of Syrian patients in general admissions was 1.43%, while the rate among inpatients was 6.10%.
Conclusion: Turkey, despite having a health workforce and technical possibilities (numbers of hospital beds, MR and CT devices) to have less opportunities from OECD countries, which also share these resources with Syrian patients. Turkey offers health services to a substantial amount of Syrian patients. Immigrant Syrian patients constitute 1.43% of general admissions to hospitals. It is thought that this small health service burden will not adversely affect the delivery of health services.

8.
Rehber Hemşirelerin Koruyucu, Sosyalizasyon ve Rol Model Rollerine İlişkin Uygulamaları
Practices of Preceptor Nurses on Protective, Socialisation, and Role Model Roles
Hatice Çamveren, Havva Arslan Yurumezoglu, Ebru Melek Benligül, Gülseren Kocaman
doi: 10.54304/SHYD.2021.27122  Sayfalar 321 - 330
Amaç: Bu çalışmanın amacı, rehber hemşirelerin “koruyucu, sosyalizasyon ve rol model rollerine ilişkin uygulamalarını ortaya koymaktır.
Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinde Mart-Haziran 2018 tarihleri arasında, rehber hemşirelik eğitimine katılan 135 hemşire ile yapılmıştır. Katılımcılara, “koruyucu, sosyalizasyon ve rol model” rehberlik rollerine ilişkin uygulamalarını içeren açık uçlu bir soru sorulmuş ve verilen yanıtlar içerik analizi ile değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 33,99±3,54 olup %94,1’i daha önce en az bir yıl rehber hemşirelik yapmıştır. Rehber hemşirelerin koruyucu rolünde; yeni hemşireye destek olma, hata riskini azaltmak için önlemler alma ve ekip üyelerine karşı savunma; sosyalizasyon rolünde ekibe ve klinik ortama uyumuna yardım etme; rol model rolünde ise profesyonel davranışlar ve uygun iletişim ile örnek olma kategorileri belirlenmiştir.
Sonuç: Rehber hemşireler, yeni işe başlayan hemşireye rehberlik ederken en fazla destekleme, ekibe ait hissetme/uyumuna yardım etme ve uygun iletişim yoluyla rollerini yerine getirmektedirler. Bu çalışmanın sonuçlarının, yönetici hemşirelerin rehber-yeni hemşire uyumunu sağlayacak çalışma ortamlarının oluşturmasına ve işe yeni başlayan hemşirelerin gereksinimlerini karşılayacak rehberlik programlarının geliştirmesine katkı sağlaması beklenmektedir.
Aim: This study aimed to investigate preceptor nurses’ practices regarding their “protective socialisation and role model” roles.
Method: This study was conducted with 135 preceptor nurses in a university hospital between March and June 2018. Preceptor nurses were asked an open-ended question on their practices regarding protective, socialisation, and role model roles. Their answers were analysed with content analysis.
Results: The participating nurses’ mean age was 33.99±3.54. Of them, 94.1% previously worked as a preceptor nurse for at least one year. While supporting new nurses, taking measures to reduce the error risk and defending them against other team members are preceptor nurses’ protective roles. Helping new nurses adapt to the team and the clinical environment is their socialisation role. Furthermore, displaying professional behaviours and establishing appropriate communication are their role model roles.
Conclusion: Preceptor nurses fulfil their roles by supporting new nurses, making them feel like they belong to the team, and establishing appropriate communication. The results of this study may guide manager nurses to create working environments contributing to preceptor-new nurse harmony and develop preceptorship programs to meet new nurses’ needs.

9.
Yoğun Bakım Hemşirelerinde İş Doyumu ile D Tipi Kişilik, Yaşam Doyumu ve Ruhsal Durum Arasındaki İlişki
Relationship Between Job Satisfaction and D Type Personality, Life Satisfaction, and Mental Condition in Intensive Care Nurses
Mahmut Kılıç, Güllü Uslukılıç, Derya Esenkaya, Ökkeş Hakan Miniksar
doi: 10.54304/SHYD.2021.05945  Sayfalar 331 - 343
Amaç: Bu araştırmanın amacı, yoğun bakım birimlerinde görev yapan hemşirelerde iş doyumu ile D tipi kişilik yapısı, yaşam doyumu ve ruhsal durum arasındaki ilişkiyi saptamaktır.
Yöntem: Kesitsel türde yapılan bu araştırma, yoğun bakım birimlerinde çalışan hemşireler arasında 2020 yılında yapılmıştır. Araştırmaya 294 hemşire katılmıştır. Veriler, “Minnesota İş Doyumu Ölçeği, D tipi Kişilik Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği- Yetişkin ve Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, bağımsız gruplarda t testi, Anova testi, korelasyon ve çok değişkenli lineer regresyon kullanılmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan yoğun bakım hemşirelerinin yaşam doyumları orta (56.7) düzeyde olup %53,7’sinin D tipi kişilik olumsuz duygulanım ve %44,2’sinin ise sosyal içe dönük olduğu görülmüştür. Hemşirelerin depresyon, anksiyete ve stres puan ortalamaları toplam puana göre düşük düzeydedir (sırasıyla 5,9/21, 5,0/21 ve 7,8/21). Yoğun bakım hemşirelerinin içsel iş doyumları dışsal iş doyumlarından daha yüksektir. Çok değişkenli lineer regresyon analizine göre içsel iş doyumunu, yaşam doyumunun artması ve meslekte çalışma süresinin uzaması olumlu yönde etkilerken, olumsuz yönde ise anksiyete düzeyinin arması etkilemektedir. Dışsal iş doyumunu ise olumlu yönde yaşam doyumu ve anksiyete düzeyinin artması etkilerken, olumsuz yönde ise depresyon düzeyinin artması önemli bulunmuştur. Toplam iş doyumunu olumlu yönde yaşam doyumunun artması, olumsuz yönde ise depresyon düzeyinin artması etkilemektedir.
Sonuç: Yoğun bakım hemşirelerinin iş doyumunu, temelde yaşam doyumu olumlu yönde etkilerken, D tipi kişilik yapısı ve stres arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır.
Aim: This study aims to determine the relationship between job satisfaction and D-type personality, life satisfaction, and mental state in nurses working in hospital intensive care units.
Method: This cross-sectional study was conducted in 2020 among nurses working in intensive care units of hospitals. 294 nurses participated in the study. The data were collected using the Minnesota Job Satisfaction Questionnaire, Type D personality scale (D14), Personal Wellbeing Index-Adult, and Depression Anxiety and Stress Scale. The independent sample t-test, ANOVA, correlation, and multivariate linear regression were used in the data analysis.
Results: The life satisfaction of the intensive care unit nurses participating in the study was medium (56.7). It was observed that 53.7% of them had a negatively affecting D-type personality, and 44.2% were social introverted. Nurses’ mean scores for depression, anxiety, and stress are low compared to the total score (5.9/21, 5.0/21, and 7.8/21, respectively). Intensive care nurses’ intrinsic job satisfaction is higher than their extrinsic job satisfaction. According to the multivariate linear regression analysis, while increased life satisfaction and prolonged working time positively affect intrinsic job satisfaction, anxiety negatively affects it. On the other hand, extrinsic job satisfaction was positively affected by increased life satisfaction and anxiety. In contrast, only the increase in depression was found to be significant in the negative effects. Therefore, total job satisfaction is positively affected by increased life satisfaction, while only negatively affected by depression.
Conclusion: While the job satisfaction of intensive care nurses has been positively affected mainly by life satisfaction, no significant relationship was found between job satisfaction and D-type personality and stress.

10.
Hemşirelerin Hasta Güvenliği Kültürü Algısı ile İş Stresi, Güven, Özdeşleşme, Liderlik Arasındaki İlişkiler
Relationships Between Nurses’ Perceptions of Patient Safety Culture and Job Stress, Trust, Identification, and Leadership
Sabahattin Tekingündüz, Ebru Yıldız, Ramazan İnci
doi: 10.54304/SHYD.2021.59389  Sayfalar 344 - 354
Giriş: Hasta güvenliğine öncelik veren yüksek kaliteli ve uygun maliyetli bir sağlık sistemi sunmak, ortak bir hasta güvenliği kültürü oluşturmayı gerektirir. Bu bağlamda, paydaşların sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamını desteklemek için hasta güvenliği kültür algısını etkileyen etmenlerin belirlenmesi gerekir.
Amaç: Çalışmanın amacı, hasta güvenliği kültürü algısı ile iş stresi, örgütsel güven, örgütsel özdeşleşme ve liderlik arasındaki ilişkiyi incelemek ve hasta güvenliği kültür algısının belirleyicilerini saptamaktır.
Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma, 1 Mayıs - 1 Ekim 2017 tarihleri arasında Türkiye’deki bir şehirde bir devlet hastanesinde çalışan hemşirelerle gerçekleştirildi. Araştırma örneklemi 150 hemşireden oluşmaktadır. Çalışmada regresyon, korelasyon, T testi ve Kruskal Wallis analizleri yapıldı.
Bulgular: Hasta güvenliği kültürü algısı ile liderlik, örgütsel özdeşleşme ve örgütsel güven arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu ve hasta güvenliği kültürü algısı ile iş stresi arasında negatif ancak anlamlı bir ilişki vardı. Çoklu regresyon analizi sonuçları, liderlik, örgütsel özdeşleşme ve iş stresinin hasta güvenliği kültürü algısının belirleyicileri olduğunu gösterdi.
Sonuç: Hastaneler, hasta güvenliği kültürünü oluşturmak ve geliştirmek için personelinin iş stresini azaltan yönetim yaklaşımlarını benimsemelidir. Ayrıca, personel genelinde örgütsel güveni ve örgütsel özdeşleşme düzeylerini geliştirmeyi amaçlayan hastane yönetimi ve liderliği, hasta güvenliği kültürüne olumlu katkılar sağlayacaktır.
Introduction: Offering a high-quality and cost-effective healthcare system that prioritises patient safety requires establishing a common patient safety culture. In this regard, stakeholders need to determine the factors that affect the perception of the patient safety culture to support a healthy and safe working environment.
Aim: The study aims to analyze the relationship between the perception of patient safety culture and job stress, organizational trust, organizational identification, and leadership. It also aims to determine the determinants of patient safety perceptions.
Method: This cross-sectional study was conducted between May 1 and October 1, 2017, with nurses working in a public hospital in a city in Turkey. The research group consists of 150 nurses. Regression, correlation, T-test, and Kruskal Wallis analyzes were performed in the study.
Results: A positive and significant relationship was found between the perception of patient safety culture and leadership, organizational identification, and organizational trust. There was a negative but significant relationship between patient safety culture perceptions and job stress. The multiple regression analysis results showed that leadership, organizational identification, and job stress were determinants of patient safety culture perceptions.
Conclusion: Hospitals should adopt management approaches that reduce the job stress of their personnel to establish and improve the patient safety culture. Furthermore, hospital management and leadership aiming to improve organizational trust and identification levels across personnel would positively contribute to the patient safety culture.

11.
Hemşirelerde Psikolojik Sermaye ile İş Performansı ve İşten Ayrılma Niyeti Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Investigation of the Relationship Between Nurses Psychological Capital, Job Performance, and Intention to Leave their Job
Şehrinaz Polat, Nazmiye Yıldırım, Halim İşsever
doi: 10.54304/SHYD.2021.85866  Sayfalar 355 - 365
Amaç: Psikolojik sermaye ile iş performansı ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiyi incelemek, iş performansı ve işten ayrılma niyetini etkileyen etmenleri belirlemektir.
Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma, 24 Mayıs - 12 Haziran 2019 tarihleri arasında bir kamu üniversite hastanesinde çalışan 697 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, katılımcı bilgi formu, “Psikolojik Sermaye Ölçeği, İş Performans Ölçeği ve İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği” ile toplanmış ve Mann Whitney-U, Kruskal Wallis testi, Pearson korelasyon ve Binary Lojistik Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.
Bulgular: Hemşirelerde umut, dayanıklılık, öz-yeterlilik ve ekonomik durumun yüksek olması hemşirelerin iş performansını artırmaktadır (p≤,01). Çalışılan bölümden memnun olma, yüksek dayanıklılık, gündüz çalışma, mesleği isteyerek seçme ve ekonomik durumun yüksek olması hemşirelerin işten ayrılma niyetini azaltmaktadır (p≤,02).
Sonuç: Hemşirelerin psikolojik sermayesinin, iş performansının arttırılmasında etkili olduğu ancak işten ayrılma niyetini azaltmada yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır.
Aim: To examine the relationship between psychological capital, occupational performance, and turnover intentions. It also aims to determine the factors that predict occupational performance and turnover intention.
Method: This cross-sectional study was conducted with 697 nurses working in a public university hospital between 24 May and 12 June 2019. The data were collected with an introductory information form containing the demographic and professional characteristics of the participants, the Psychological Capital Scale, the Occupational Performance Scale, and the Turnover Intent Scale. The obtained data were evaluated with Mann Whitney-U, Kruskal Wallis test, Pearson correlation, and Binary Logistic Regression analysis.
Results: High hope, resilience, economic status, and self-efficacy increase nurses’ performance (p≤.01). Being satisfied with the department, high resilience, working during the day, choosing the profession willingly, and high economic status decrease the turnover intention of nurses (p≤.02).
Conclusion: It has been concluded that nurses’ psychological capital is effective in increasing occupational performance, but it will not be sufficient in reducing turnover intentions.

12.
Hemşirelik Öğrencilerinin Eğitim Stres Düzeyi ile Mesleki Değerleri Algılama Düzeyi Arasındaki İlişki
The Relationship Between Nursing Students’ Education Stress Level and Their Perception Level Professional Values
Fatma Er
doi: 10.54304/SHYD.2021.60566  Sayfalar 366 - 376
Amaç: Bu araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin hemşirelik eğitimi stres düzeyi ile mesleki değerleri algılama düzeyi arasındaki ilişkiyi belirlemektir.
Giriş: Hemşirelik öğrencileri, üniversite eğitiminin zorluklarına ek olarak, kuramsal ve klinik uygulama sırasında hastalar, hasta yakınları, eğitimciler ve hastane ortamıyla ilgili sorunlarla da karşılaştıkları için yoğun stres yaşamaktadırlar. Stres aynı zamanda akademik işlevleri olumsuz etkileyip, eğitim verimini düşürüp, öğrencilerin öğrenmelerine, performanslarına ve profesyonel kimlik kazanımına olumsuz etki edebilmektedir.
Yöntem: Bu araştırma, ilişkisel tanımlayıcı türde bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, bir hemşirelik fakültesi son sınıf öğrencileri (N: 300) oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçim yöntemine gidilmeyip, evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmış ve araştırmaya katılmayı kabul eden 255 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri; “Kişisel Bilgi Formu, Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği ve Hemşirelerin Mesleki Değerleri Ölçeği-Revize” kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Bu araştırmada, hemşirelik öğrencilerinin son sınıfta yüksek stres düzeyine sahip oldukları ve mesleki değer algılarının olumlu olduğu belirlenmiştir. Hemşirelik eğitimi stres ölçeği toplam ve alt boyut puan ortalamaları ile hemşirelerin mesleki değerleri ölçeği toplam ve faktör puan ortalamaları arasında olumlu yönde önemli bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p <0.05). Öğrencilerin hemşirelik eğitimi stres düzeyi arttıkça mesleki değerleri algılama düzeyinin arttığı görülmektedir.
Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda öğrencilerin akademik ve klinik uygulama alanlarında strese neden olan etmenlerin belirlenmesi ve hemşirelik öğrencilerinin bu stres faktörleri ile baş etmelerine yardımcı olacak programların oluşturulması için hemşirelik eğitim programlarının yeniden düzenlenmesi önerilmektedir.
Aim: The purpose of this study was to determine the relationship between nursing education stress levels and senior year nursing students’ perception level of professional values. Introduction: In addition to the difficulties of university education, nursing students experience intense stress during theoretical and clinical practice due to encounters related to patients, patient relatives, educators, and the hospital environment. In addition, stress may negatively affect academic functioning, reduce educational efficiency, and negatively impact learning, performance, and professional identity acquisition.
Method: This research is relational and descriptive. A total of 300 a nursing faculty senior year students were recruited for the study. A sampling method was not used in the study; instead, it aimed to reach participants worldwide. The research was completed with 255 students who agreed to participate in the research. The research data were collected using the Personal Information Form, Nursing Education Stress Scale, and the Nurses’ Professional Values Scale.
Results: The study found that nursing students in their senior year had high stress levels, and their perception of professional values were positive. It was determined that there was a significant positive correlation between the total and sub-dimensions mean scores of the Nursing Education Stress Scale, the Nurses’ Professional Values Scale total, and factors’ mean scores (p<0.05). It was observed that, as stress increased, their perception of professional values also increased.
Conclusions: In line with the results of this research, it is recommended to determine the factors that cause stress in the academic and clinical application areas of the students and to reorganise nursing education programs to create programs to help nursing students cope with these stress factors.

13.
Hemşirelerde Algılanan Örgütsel Destek ve İş Becerikliliği İlişkisinin İncelenmesi
Examining The Relationship Between Perceived Organisational Support and Job Crafting in Nurses
İzzet Erdem
doi: 10.54304/SHYD.2021.70298  Sayfalar 377 - 387
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerde algılanan örgütsel desteğin iş becerikliliği üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Araştırmanın evrenini, Sağlık Bakanlığının 2019 verilerine göre Türkiye’de görev yapan 198.103 kayıtlı hemşire oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 505 hemşire oluşturmakta olup veriler Google Forms aracılığı ile 10.02.2020-22.02.2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmada “Kişisel Bilgi Formu, Algılanan Örgütsel Destek Ölçeği (AÖDÖ) ile İş Becerikliliği Ölçeği (İBÖ)” kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 16.0 (Statistical Package for Social Science) programı ile analiz edilmiştir. Ölçeklerin ortalama puanları hesaplanmış ve algılanan örgütsel desteğin iş becerikliliği üzerine etkisini belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır.
Bulgular: Regresyon analizi sonucunda görev becerikliliği değişkenindeki değişimin %6’sının (R2=,060) algılanan örgütsel destek tarafından açıklandığı görülmüştür. Modelin açımlayıcı gücünün anlamlılığı açısından bir sorun olmadığı görülmüştür (F=32,117, p=,000). Bilişsel beceriklilik değişkenindeki değişimin %10,5’i (R2=,105) algılanan örgütsel destek tarafından açıklanırken ve anlamlılık açısından sorun olmadığı görülürken (F=58,947, p=,000), ilişkisel beceriklilik değişkenindeki değişimin %8’inin (R2=,80) algılanan örgütsel destek tarafından açıklandığı ve modelin çok yüksek düzeyde istatistiksel olarak önemli olduğu görülmüştür (F=43,871, p=,000). Algılanan örgütsel desteğin görev becerikliliği (β=,245, t=29,835, p=,000), bilişsel beceriklilik (β=,324, t=28,215, p=,000) ve ilişkisel beceriklilik üzerinde (β=,283, t=29,416, p=,000) önemli ve olumlu etkisinin olduğu belirlenmiştir.
Sonuç: Hemşirelerde algılanan örgütsel desteğin iş becerikliliği boyutları üzerinde önemli ve olumlu bir etkisinin olduğu görülmüştür.
Aim: This study was conducted to examine the effect of perceived organisational support on job crafting on nurses.
Method: The research population consists of 198,103 registered nurses working in Turkey, according to the 2019 data of the Ministry of Health. The study sample consists of 505 nurses, and data were collected between 10.02.2020-22.02.2020 via Google Forms. The “Personal Information Form, Perceived Organisational Support Scale (POSS), and Job Crafting Scale (JCS)” was used in the research. The data obtained were analysed with the SPSS 16.0 (Statistical Package for Social Science) program. The mean scores of the scales were calculated, and regression analysis was performed to determine the effect of perceived organisational support on job crafting.
Results: As a result of the regression analysis, it was seen that 6% (R2=.060) of the change in the task crafting variable was explained by the perceived organisational support. There was no problem with the significance of the exploratory power of the model (F=32.117, p=.000). 10.5% (R2=.105) of the change in the cognitive crafting variable was explained by perceived organisational support, and there was no problem in terms of significance (F=58.947, p=.000). Furthermore, perceived organisational support explained 8% (R2=.80) of the change in the relational crafting variable, and the model was found to be statistically significant at a very high level (F=43.871, p=.000). Perceived organisational support depends on task crafting (β =.245, t = 29.835, p =.000), cognitive crafting (β =.324, t =28.215, p =.000), and relational crafting (β=.29.416, p=.000). These were found to have a significant and positive effect.
Conclusion: It has been observed that the perceived organisational support in nurses has a significant and positive effect on job crafting dimensions.

14.
Hemşireler Nezaketsizliği Nasıl Algılıyor: Kesitsel Bir Çalışma
How Do Nurses Percept Workplace Incivility: A Cross-Sectional Study
Ahmet Seven, Öznur Adadıoğlu, Esin Danç
doi: 10.54304/SHYD.2021.59002  Sayfalar 388 - 396
Amaç: Bu çalışma, hemşirelerin nezaketsizliği nasıl algıladıklarını ve nezaketsizlik algı düzeylerini etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapıldı.
Yöntem: Çalışma, kesitsel olarak çalışmaya katılmayı kabul eden 163 hemşire ile yapıldı. Veriler sosyo-demogrofik özellikleri içeren soru formu ve “Hemşirelikte Nezaketsizlik Ölçeği (HNÖ)” kullanılarak toplandı. Verilerin analizi bilgisayar ortamında; yüzdelik, ortalama ve nonparametrik testler kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin HNÖ toplam puan ortalaması 122,45±17,33 olup alt boyut puan ortalamaları sırasıyla 25,66±5,37 (servisimdeki hemşireler), 33,04±7,15 (hastalar/ziyaretçiler), 15,87±4,67 (ilk yöneticim), 22,17±5,80 (doktorlar), 15,78±3,11 (genel nezaketsizlik düşmanca tavırlar) ve 9,90±3,02 (genel nezaketsizlik uygunsuz tavırlar) olduğu görüldü. Eğitim, mesleği sevme, çocukluğunu geçirdiği yer, çalışma şekli ve çalışılan birim değişkenleri ile HNÖ toplam ve alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05).
Sonuç: Çalışmada hemşirelerin genel olarak nezaketsizliği orta düzeyde algıladıkları, eğitim, mesleği sevme, çalışma şekli ve çalışılan birim değişkenlerinin nezaketsizlik algı düzeylerini etkilediği görüldü.
Aim: This study aimed to determine how nurses perceive workplace incivility and the factors that affect their perceptions.
Method: The study was performed cross-sectionally with 163 nurses who agreed to participate. The data were collected using a questionnaire containing socio-demographic features and the Nursing Incivility Scale (NIS). Data analysis was performed in a computer environment using percentage, average, and nonparametric tests.
Results: The mean total score of the NIS of the nurses who participated in the study was 122.45 ± 17.33, and it was determined that the subscale means the score was 25.66 ± 5.37 (nurses in my service), 33.04 ± 7.15 (patients/visitors), 15.87 ± 4, 67 (my first manager), 22.17 ± 5.80 (doctors), and 25.69 ± 4.65 (general incivility). It was determined that there was a statistically significant difference between the variables “education, love the profession, the place where they spent their childhood, the way they worked, and the unit” and the mean and sub-dimension mean scores of the NIS (p <0.05).
Conclusion: In the study, it was seen that the nurses perceived the workplace incivility in the middle level, education, love the profession, the way of working, and the unit variables affect the level of incivility perception.

15.
COVİD-19 Salgını Sürecinde Hemşirelerde Yöneticiye Duyulan Güven ve İşten Ayrılma Niyeti Arasındaki İlişki
The Relationship Between Nurses Trust in the Manager and Nurses’ Turnover Intentions During the COVID-19 Epidemic
Cennet Çiriş Yıldız, Dilek Yıldırım
doi: 10.54304/SHYD.2021.58235  Sayfalar 397 - 406
Amaç: Bu çalışma, salgın sürecinde görev yapan hemşirelerde yöneticiye duyulan güven ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki çalışma, İstanbul ilinde yer alan ve salgın sürecinde yoğun hizmet veren bir hastanede çalışmakta olan 211 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırmada, tanımlayıcı bilgilere ilişkin “Anket Formu”, “Örgütsel Güven Ölçeğinin Yöneticiye Güven Alt Boyutu” ve “İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği” kullanılmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, bağımsız gruplar t testi, Pearson korelasyonu ve basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin %37,4’ü 18-25 yaş aralığında, %82,5’i kadın, %57,8’inin bekar, %63,3’ünün lisans mezunu olduğu ve %16,6’sının Korana virüse yakalanan hastaların yatırıldığı servislerinde çalıştığı belirlenmiştir. Hemşirelerin “Yöneticiye Güven Alt Ölçeği” puan ortalaması 3,77±1,45 (1-6) ve “İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği” puan ortalaması 7,11±3,40 (3-15) olarak belirlenmiştir. Yöneticiye güven ile işten ayrılma niyeti arasında ters yönde zayıf düzeyde bir ilişki (r=-0,18, p=0,006) saptanmıştır. Yapılan basit doğrusal regresyon analizine göre hemşirelerde yöneticiye duyulan güven, işten ayrılma niyetinin yaklaşık olarak %3’üçünü açıklamaktadır (F=7,613 ve p=0,006).
Sonuç: Bu çalışmada, hemşirelerde yöneticiye duyulan güven artıkça işten ayrılma niyetinin az da olsa azaldığı belirlenmiştir. Salgın sürecinde hemşirelerin işten ayrılma niyetini azaltmak için yönetici hemşirelerin olumlu ve destekleyici bir tutum sergileyerek güven ortamı oluşturmaları gerekmektedir.
Aim: This study aims to analyse the relationship between nurses’ turnover intentions working in pandemic hospitals and their trust in the manager.
Method: The designed as a descriptive and correlational study was conducted with 211 nurses working in a hospital located in Istanbul and providing intensive service during the outbreak process. As the data collection tools, the survey form about the descriptive information, the Trust in the Manager Sub-Scale of the Organisational Trust Scale, and the Turnover Intention Scale were utilised in the study. The data were analysed with descriptive statistical methods, Independent-Samples T-Test, the Pearson correlation test, and simple linear regression analysis.
Results: It was found that, of the participant nurses, 37.4% were aged 18-25 years, 82.5% were female, 57.8% were single, 63.3% had a bachelor’s degree, and 16.6% worked in the services where patients with coronavirus are hospitalized. It was discerned that the means of scores obtained by the participant nurses from the Trust in the Manager Sub-Scale and the Turnover Intention Scale were 3,77±1,45 (1-6) and 7,11±3,40 (3-15). It was ascertained that there was a weak negative relationship between the trust in the manager and turnover intentions (r=-0.18, p=0.006).
Conclusion: The study found that, as the trust felt by the nurses towards the manager increased, there was a decrease in nurses’ turnover intentions, although it was a small decrease. To reduce nurses’ intentions to leave their jobs during the pandemic, the managing nurses should create a trusting environment by exhibiting a positive and supportive attitude.

16.
Hemşire Karar Verme Ölçeğinin Türkçeye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması
Adaptation of The Nursing Decision Making Instrument to Turkish: A Validity and Reliability Study
Şeyma Demir, Arzu Akman Yılmaz
doi: 10.54304/SHYD.2021.35693  Sayfalar 407 - 417
Amaç: Hemşire Karar Verme Ölçeğini Türkçeye uyarlayarak geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir.
Yöntem: Metodolojik türdeki araştırmanın verileri Bolu’da bulunan iki kamu hastanesinde çalışmakta olan 215 hemşireden elde edilmiştir. Araştırmada Hemşire Karar Verme Ölçeğinin psikolinguistik ve psikometrik özellikleri incelenmiştir.
Bulgular: Doğrulayıcı faktör analizinin uyum iyiliği indeksi sonuçları, önceden varsayılmış dört faktörlü modeli örneklemde doğrulamamıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda iki faktörlü yapı ortaya çıkmış, bazı maddeler kendi faktör grubunda yer almadığından ölçek tek boyutlu olarak kabul edilmiştir. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı,97 olarak bulunmuştur.
Sonuç: Türkçe Hemşire Karar Verme Ölçeği hemşirelerin karar verme süreçlerini yansıtan bir değerlendirme aracı olarak kullanılabilir.
Aim: The study aims to determine the validity and reliability of the Nurse Decision-Making Instrument.
Method: The data of the methodological study was obtained from 215 nurses working in two public hospitals in Bolu. The psycholinguistic and psychometric properties of the Decision-Making Instrument were examined in the study.
Results: Goodness-of-fit index results of confirmatory factor analysis did not confirm the previously assumed four-factor model in the sample. As a result of the Explanatory Factor Analysis, since some items were not included in their factor group, the scale was accepted as one-dimensional. The Cronbach’s alpha coefficient of the scale was.97.
Conclusion: The Turkish Nurse Decision-Making Instrument can be used as an assessment tool that reflects the decision-making processes of nurses.

17.
Özel Bir Hastane Grubunda Çalışan Hemşirelerin Uluslararası Eğitimli Hemşire İstihdamına Yönelik Tutumlarının Belirlenmesi
Determining the Attitudes of Nurses Working in a Private Hospital Group Towards the Employment of Internationally Educated Nurses
Merve Tarhan, Pınar Doğan, Ahu Kürklü
doi: 10.54304/SHYD.2021.07830  Sayfalar 418 - 428
Amaç: Bu araştırmada, özel bir hastane grubunda çalışan hemşirelerin uluslararası eğitimli hemşire istihdamına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Tanımlayıcı- kesitsel nitelikteki araştırma, İstanbul’da bir vakıf üniversitesine bağlı dört özel hastanede çalışan 544 hemşirenin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında kişisel bilgi formu, uluslararası eğitimli hemşire istihdamına yönelik görüş formu ve Yabancı Hemşire İstihdamına Yönelik Tutum Ölçeğini içeren öz bildirime dayalı bir anket formu kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi ve Kruskal Wallis-H varyans analizi ile veriler değerlendirilmiştir.
Bulgular: Hemşirelerin, uluslararası eğitimli hemşire istihdamına yönelik tutumları, 125 üzerinden 61,3 (46,2-73,1) medyan puanı ile düşük düzeyde bulunmuştur. Hemşirelerin, mesleğe ve topluma uyum alt boyutunda 20,4 (14,8-25,2) medyan puanı ile en olumsuz tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Mesleki deneyim süresi 10 yıl ve üzerinde olan (p=,024), yönetici olarak çalışan (p=,019) ve olumsuz görüş bildiren (p=,000) hemşirelerin, uluslararası eğitimli hemşire istihdamına yönelik tutumları anlamlı derecede düşük bulunmuştur.
Sonuç: Araştırmanın sonuçları; özel bir hastane grubunda çalışan hemşirelerin, uluslararası eğitimli hemşire istihdamını desteklemediklerini ve başta mesleğe ve topluma uyum olmak üzere olumsuz tutuma sahip olduklarını göstermektedir. Politika yapıcılar, yöneticiler ve eğitimcilerin uluslararası eğitimli hemşirelerin mesleki ve sosyal uyumlarını kolaylaştıran ve olumlu çalışma ortamları için zorlayıcı faktörleri en aza indirgeyen stratejiler geliştirmeleri gerekmektedir.
Aim: This study aimed to determine nurses’ attitudes working in a private hospital group towards the employment of internationally educated nurses.
Method: The descriptive, cross-sectional study was conducted with 544 nurses working in four private hospitals affiliated with a foundation university in Istanbul. A self-administered questionnaire was used to collect data, including a personal information form, an opinion form on the employment of internationally educated nurses, and the Attitude Scale towards the Employment of Internationally Educated Nurses. Data were analysed using descriptive tests, Mann-Whitney U test, and Kruskal Wallis-H variance analysis.
Results: Attitudes towards the employment of internationally educated nurses were low, with a median score of 61.3 (46.2-73.1) out of 125. The attitudes of nurses in the adaptation to the profession and society sub-dimension were lower than the other sub-dimensions with a median score of 20.4 (14.8-25.2). The attitudes towards the employment of internationally educated nurses were significantly lower among nurses with a professional experience of 10 years or more (p=.024), working as managers (p=.019), and being non-supportive about employment (p=.000).
Conclusion: The findings indicated that nurses working in a private hospital group were non-supportive of the employment of internationally educated nurses and had negative attitudes, especially in the adaptation to the profession and society. Policymakers, managers, and educators should develop strategies that maximise facilitating the professional and social adaptation of internationally educated nurses and minimise challenging factors for positive working environments.

18.
Yoğun Bakım Ünitesindeki Monitör Alarmları ve Hemşirelerin Alarm Yönetimi: Gözlemsel Çalışma
Monitor Alarms and Nurses Alarm Management in The Intensive Care Unit: An Observational Study
Gülnur Gül, Şeyda Seren İntepeler
doi: 10.54304/SHYD.2021.60252  Sayfalar 429 - 438
Amaç: Bir eğitim araştırma hastanesinin erişkin cerrahi yoğun bakım ünitesinde monitör alarm parametrelerini ve hemşirelerin verdiği yanıtları belirlemektir.
Yöntem: Araştırma, erişkin cerrahi yoğun bakım ünitesinde gözlemsel-tanımlayıcı tasarımda gerçekleştirilmiştir. Hastaların monitör parametreleri ve hemşirelerin alarmlara verdikleri yanıt araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırmada 33 hastanın gece ve gündüz vardiyasında birer saatlik monitör verisi gözlemi ile 1197 alarm verisi izlenmiştir. Veriler, Mart-Haziran 2019 tarihleri arasında alarm parametrelerini ve hemşirelerin alarm yönetimine yönelik davranışlarını değerlendirmek üzere “alarm yönetimi gözlem formu” ile toplanmıştır. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır.
Bulgular: Alarmların %42’si oksijen saturasyonu, %27’si parsiyel nabız, %18’i kan basıncı ve %13’ü kalp atış hızı alarmından oluşmaktadır. Hemşirelerin 538 alarma yanıt verdikleri görülmüştür. Hastaların %61’inin alarmına birden fazla hemşire ile çoklu yanıt verildiği gözlenmiştir. Hastanın kendi hemşiresinin bir ve üzerinde alarma yanıt verdiği hasta oranı %30’dur. Ancak, hastaların %9’unun alarmlarına hiç girişimde bulunulmadığı gözlenmiştir. Yanıtlar arasında en yüksek uygulamaların %16 oranında pulse oksimetre cihazını düzeltme ile oksijen düzeyini kontrol etme ve/veya ayarlama şeklinde gerçekleştiği, diğer yanıtların hekime bilgi verme (%15), hekim istemi kontrolü (%11), ek ilaç tedavisi (%10), derin trakeal aspirasyon (%9), EKG çekilmesi ve elektrotları kontrol etme/şekillendirme (%8) ve hastayı termal battaniye ile ısıtma (%7) olduğu belirlenmiştir.
Sonuç: Araştırmada, alarm sayısının yüksek, yanıt verilme oranının düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak alarma yanıt verme eyleminin hastanın klinik durumuyla belirlendiği, hemşirelerin bazı hastaların alarmına hiç yanıt vermezken, bazı hastaların alarmına çoklu hemşire ve girişim ile yanıt verdikleri gözlenmiştir. Yöneticilerin salgın dahil tüm süreçlerde hemşirelerin alarm ve iş yüklerini dikkate alarak iş planı yapmaları, alarm yorgunluğunu azaltıcı önlemler almaları önerilebilir.
Aim: To determine the monitor alarm parameters and nurse responses in a training and research hospital’s adult surgical intensive care unit.
Method: The research was conducted with an observational-descriptive design in an adult surgical intensive care unit. The monitor parameters of the patients and the nurses’ response to alarms constituted the study sample. A total of 1,197 alarm data belonging to 33 patients recorded over one hour of monitoring in the day and night shifts were evaluated. Data were collected between March and June 2019 using the ‘alarm management observation form’ to evaluate alarm parameters and nurses’ behaviours towards alarm management. Descriptive statistics were used in the statistical analysis.
Results: Of the collected alarm data, 42% were related to oxygen saturation, 27% partial heart rate, 18% blood pressure, and 13% heart rate. More than one nurse gave multiple responses to 61% of patient alarms. The rate of patients whose own nurse responded to one or more alarms was 30%. Lastly, it was observed that 9% of the patients received no response to the alarms. These responses involved adjusting the pulse device in cases and checking and adjusting the oxygen level in 16%, informing the physician in 15%, checking the patient’s physician order in 11%, applying additional drug therapy in 10%, deep tracheal aspiration in 9%, ECG recording and checking/changing electrodes in 7%, and warming the patient with a thermal blanket in 7%.
Conclusion: The study concluded that the number of alarms was high, and there was a low response rate. However, it was also observed that the patient’s clinical condition determined responding to the alarm. While nurses did not respond to some patients alarms, multiple nurses responded to the alarms of some patients with more than one intervention. It is suggested that managers do a work plan by considering the alarms and workloads of nurses in all processes, including the pandemic, and take measures to reduce alarm fatigue.

DERLEME
19.
Sağlıkta Yapay Zekanın Kullanımı ve Etik Sorunlar
The Use of Artificial Intelligence in Health and Ethical Problems
Leyla Özdemir, Aylin Bilgin
doi: 10.54304/SHYD.2021.63325  Sayfalar 439 - 445
Sağlıkta dijitalleşme kapsamında geliştirilen yapay zeka uygulamaları, hastalıkların tanılanmasında, hastaların değerlendirilmesinde, tedavi yöntemlerinin belirlenmesinde ve hemşirelik bakımında kullanılmaktadır. Sağlıkta birçok alanda etkin rol oynayan yapay zeka, özellikle yaşlı bireyleri desteklemekte ve kronik hastalıklarının yönetimini sağlayarak sağlık sistemindeki yükü azaltmaktadır. Kronik hastalık yönetiminde hastaların düzenli izlenmesi, öz yönetim programları ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının benimsenmesi, mobil uygulamalar ve akıllı ev tasarımlarından yararlanılmaktadır. Birçok alanda kullanılmaya başlayan yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması, etik ikilemlerin ve bir takım endişelerin oluşmasına neden olmuştur. Bu derleme, yapay zeka hakkında genel bir bakış açısı sağlamak, sağlık alanında yapay zekanın kullanımı ve etik sorunlar hakkında bilgi sunmak amacıyla yapılmıştır.
Artificial intelligence applications developed within the scope of digitalisation in health are used in diagnosing diseases, evaluating patients, determining treatment methods, and nursing care. Artificial intelligence plays an active role in many areas of health, especially in supporting elderly individuals and alleviates the burden on the health system by managing chronic diseases. Regular follow-up of patients, self-management programs, adoption of healthy lifestyle behaviours, mobile applications, and smart homes are used in chronic disease management. The widespread use of artificial intelligence applications in many areas has caused ethical dilemmas and some concerns. This review was made to provide an overview of artificial intelligence and provide information about using artificial intelligence in health and ethical problems.



 
Copyright © 2021 SHYD. Bu sitenin tüm hakları Yönetici Hemşireleri Derneği'ne aittir. 

LookUs & Online Makale