ANASAYFA | DERNEK  | ENGLISH
Journal of Health and Nursing Management: 13 (2)
Cilt: 13  Sayı: 2 - 2026
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Danışma Kurulu
Advisory Board

Sayfalar I - II

3.
İçindekiler
Contents

Sayfalar III - IV

ARAŞTIRMA MAKALESI
4.
Hemşirelerde İşe Tutkunluğun Duygusal ve Sosyal Belirleyicileri: Kesitsel Bir Çalışma
Emotional and Social Determinants of Work Engagement Among Nurses: A Cross-Sectional Study
Onur Gözübüyük, Yasemin Aslan, Gonca İlter
doi: 10.54304/SHYD.2026.88528  Sayfalar 213 - 221
Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelerde duygusal tepkisellik, sosyal bağlılık ve işe tutkunluk arasındaki ilişkileri incelemektir.
Yöntem: Bu çalışma kesitsel ve ilişkisel bir tasarıma sahiptir. Örneklem bir üniversite hastanesinde çalışan 435 hemşireden oluşmaktadır. Veriler Duygusal Tepkisellik Ölçeği, Sosyal Bağlılık Ölçeği, İşe Tutkunluk Ölçeği ve kişisel bilgi formu kullanılarak toplanmıştır. Veriler Pearson korelasyonu, bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu doğrusal regresyon kullanılarak analiz edilmiştir.
Bulgular: Evli, çocuk sahibi, daha fazla deneyime sahip ve vardiyalı çalışmayan hemşireler daha yüksek düzeyde işe tutkunluk sergilemişlerdir. Sosyal bağlılık ile işe tutkunluk arasında pozitif bir ilişki bulunurken (β=0,172, t=3,562), duygusal tepkisellik ile işe tutkunluk arasında negatif bir ilişki saptanmıştır (β=-0,147, t=-3,061). Buna ek olarak, sosyal bağlılık ile duygusal tepkisellik arasında negatif bir ilişki gözlenmiştir (β=-0,258, t=-5,557). Duygusal tepkisellik de sosyal bağlılık ve işe tutkunlukla zayıf negatif bir ilişki göstermiştir.
Sonuç: Hemşirelerin işe tutkunluğunu artırmak amacıyla, sağlık kuruluşlarının ve hemşirelik yöneticilerinin duygusal tepkiselliği azaltmaya ve sosyal bağlılığı teşvik etmeye yönelik yapılandırılmış destek sistemleri geliştirmeleri önerilmektedir.
Aim: To examine the relationships among emotional reactivity, social connectedness, and work engagement in nurses.
Method: This study has a cross-sectional and correlational design. The sample consisted of 435 nurses working in a university hospital. Data were collected using the Emotion Reactivity Scale, the Social Connectedness Scale, the Work Engagement Scale, and a personal information form. The data were analyzed using Pearson correlation, multiple linear regression, independent samples t-tests, and one-way ANOVA.
Results: Married nurses, those with children, those with more work experience, and those not working in shifts demonstrated higher levels of work engagement. Social connectedness was positively associated with work engagement (β=0.172, t=3.562), whereas emotional reactivity was negatively associated (β=-0.147, t=-3.061). In addition, social connectedness was negatively associated with emotional reactivity (β=-0.258, t=-5.557). Emotional reactivity also showed a weak negative relationship with social connectedness and work engagement.
Conclusion: Healthcare organizations and nursing managers should develop structured support systems to reduce emotional reactivity and promote social connectedness, thereby enhancing nurses’ work engagement.

5.
Yoğun Bakım Hemşirelerinde Basınç Yaralanmalarını Önlemeye Yönelik Bilginin Geliştirilmesinde Gereksinime Dayalı Eğitimin Etkisi
The Impact of Needs-Based Training on Improving Knowledge Regarding Pressure Injury Prevention in Intensive Care Nurses
Ayper Önal Alkan, Nermin Ocaktan, Ükke Karabacak, Aysel Akyıldız
doi: 10.54304/SHYD.2026.09734  Sayfalar 222 - 229
Amaç: Bu araştırma, kalite geliştirme kapsamında uygulanan gereksinime dayalı bir eğitim programının yoğun bakım hemşirelerinin basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik bilgi düzeylerine etkisini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Yöntem: Araştırma yarı deneysel ve tekrarlı ölçüm deseninde yürütülmüştür. Çalışmaya 62 yoğun bakım hemşiresi katılmıştır. Hemşireler, “Basınç Yaralanması Önleme Bilgi Ölçeğini” eğitim öncesinde, eğitimin hemen ardından ve dört hafta sonra olmak üzere üç zaman diliminde doldurmuştur. Eğitim içeriği belirlenen bilgi eksikliklerine göre hazırlanmış ve hemşirelik yönetimi tarafından desteklenen birim düzeyinde bir eğitim girişimi kapsamında uygulanmıştır. Veriler, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi (ANOVA) ve Bonferroni düzeltmeli çoklu karşılaştırma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir.
Bulgular: Eğitim öncesinde 24,39 (SS=2,16) olan bilgi puan ortalaması eğitim sonrasında 25,84 (SS=1,91)’e yükselmiş ve dört hafta sonraki izlem ölçümünde de yüksek düzeyini korumuştur (Ort.=25,29; SS=1,75). Tekrarlı ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (F=18,36; p<0,001). Hemşirelerin büyük çoğunluğunda bilgi puanlarında artış gözlenmiş, katılımcıların yarıdan fazlasında ise bu artışın dört hafta sonrasında da sürdüğü belirlenmiştir.
Sonuç: İhtiyaç temelli eğitim programı, basınç yaralanmasının önlenmesine dair bilgi düzeyinin artmasını sağlamış ve edinilen bu kazanımın korunmasında kısa vadede etkili olduğu görülmüştür. Yoğun bakım hemşirelerinin eğitim ihtiyaç analizine dayalı planlanan ve hemşirelik yönetimi tarafından koordine edilerek gerçekleştirilen eğitim programları, hemşirelerin bilgi düzeyini arttırmada etkili bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir.
Aim: This study aimed to evaluate the effect of a needs-based training program on the knowledge level of intensive care nurses regarding pressure injury prevention.
Method: The study used a quasi-experimental, repeated-measures design. Sixty-two intensive care nurses were included in the study. The nurses' knowledge levels were assessed using the Pressure Injury Prevention Knowledge Questionnaire before, immediately after, and four weeks after the training. Based on the knowledge needs identified in the pre-assessment, the training program content was developed and implemented at the unit level. Repeated-measures analysis of variance (ANOVA) and Bonferroni-corrected post hoc tests were used to analyze the data.
Results: The mean knowledge score of the nurses increased from 24.39±2.16 before the training to 25.84±1.91 after the training, and remained at 25.29±1.75 at the four-week post-training assessment. The difference between the measurements was statistically significant (F=18.36; p<0.001). The vast majority of participants showed an increase in knowledge scores after the training, and more than half of the nurses maintained this gain during the four-week follow-up.
Conclusion: Needs-based training programs have been shown to increase knowledge about pressure injury prevention and to be effective in maintaining that knowledge in the short term. Training programs, planned based on a training needs analysis for intensive care nurses and coordinated by nursing management, can be considered an effective approach to increasing nurses' knowledge.

6.
Yeni Mezun Hemşirelerde Hemşirelik Lisans Eğitiminin İşe Hazır Oluşluk Üzerine Etkisi: İlişkisel, Kesitsel Bir Araştırma
The Effect of Undergraduate Nursing Education on Work Readiness Among New Graduate Nurses: A Correlational, Cross-Sectional Study
Merve Tarhan, Pınar Doğan
doi: 10.54304/SHYD.2026.98475  Sayfalar 230 - 242
Amaç: Lisans eğitiminin etkinliği, yeni mezun hemşirelerin işe hazır oluşluklarını artırarak sağlık bakım sistemine uyumlarını destekleyebilir. Bu araştırma, hemşirelik lisans eğitiminin yeni mezun hemşirelerde işe hazır oluşluk üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamıştır.
Yöntem: İlişkisel-kesitsel araştırma, bir üniversiteye bağlı dört özel hastanedeki 293 yeni mezun hemşire ile Kasım 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Demografik özellikler formu, Hemşirelik Lisans Programını Değerlendirme Ölçeği ve İşe Hazır Olma Ölçeği’nden oluşan öz bildirime dayalı bir anket formu ile veriler toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı testler, korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanıldı.
Bulgular: İşe hazır oluşluğun anlamlı yordayıcıları arasında mesleki gelişim ve yeterlilik (B=1,422; p<0,001) ile evrensel, ulusal ve mesleki değerler (B=0,548; p<0,05) yer almış ve model varyansın %67,0’ını açıklanmıştır (F=146,403; p<0,001). Kontrol değişkenlerinin eklenmesiyle açıklanan varyans %69,7’ye yükselmiş (F=64,572; p<0,001) ve üç aydan uzun süreli hastane deneyimine sahip olmak (B=-8,051; p<0,05) ile gece vardiyasında çalışmak (B=-0,091; p<0,05) daha yüksek işe hazır oluşluk düzeyi ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur.
Sonuç: Uygulamaya dayalı eğitim yaklaşımlarının benimsenmesi, mesleki değerlerin sosyal ve örgütsel boyutları destekleyecek şekilde güçlendirilmesi ve yapılandırılmış klinik geçiş süreçleri, yeni mezun hemşirelerin işe uyumunu destekleyebilir.
Aim: Effective undergraduate education may enhance new graduate nurses’ adaptation to the healthcare system by improving their work readiness. This study aimed to determine the effect of undergraduate nursing education on work readiness among new graduate nurses.
Method: A correlational cross-sectional study was conducted among 293 new graduate nurses at four private hospitals affiliated with a university between November 2023 and January 2024. Data were collected using a self-administered questionnaire comprising a demographic information form, the Nursing Program Assessment Scale, and the Work Readiness Scale. Descriptive tests, correlation analysis, and regression analysis were used to analyze the data.
Results: Among the significant predictors of work readiness were professional development and competence (B=1.422; p<0.001) and global, national, and professional values (B=0.548; p<0.05), with the model explaining 67.0% of the variance (F=146.403; p<0.001). With the inclusion of control variables, the explained variance increased to 69.7% (F=64.572; p<0.001). Having more than three months of hospital experience (B=-8.051; p<0.05) and working night shifts (B=-0.091; p<0.05) were significantly associated with higher levels of work readiness.
Conclusion: Adopting practice-oriented educational approaches, strengthening professional values to support social and organizational dimensions, and implementing structured clinical transition processes may enhance new graduate nurses’ adaptation to practice.

7.
Klinik Hemşirelerin Manevi Bakım Yeterliliklerinin İş Doyumlarına Etkisi
The Effect of Spiritual Care Competence of Clinical Nurses on Their Job Satisfaction
Ayşegül Yıldız, Elif Birce Somuncuoğlu, Ali Tayyip Koçak
doi: 10.54304/SHYD.2026.00377  Sayfalar 243 - 251
Amaç: Bu çalışma, Türkiye’de aktif olarak çalışan klinik hemşirelerinin manevi bakım yeterlilik düzeylerini ve iş doyumu düzeylerini belirlemek; ayrıca manevi bakım yeterliliğinin iş doyumunu yordayıcı etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel tasarımda yürütülen araştırmaya Temmuz–Ekim 2025 arasında çevrim içi yöntemle ulaşılan 495 hemşire dahil edilmiştir. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Manevi Bakım Yeterlilik Ölçeği (MBYÖ) ve Klinik Hemşireler İçin İş Doyum Ölçeği (KH-İDÖ) ile toplanmıştır.
Bulgular: Hemşirelerin MBYÖ medyanı 103 (IQR=20,71), KH-İDÖ medyanı 122 (IQR=23,46) bulunmuştur. MBYÖ puanları cinsiyet, eğitim düzeyi, hemşirelik yapmaktan memnuniyet ve klinikten memnuniyete göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,001). KH-İDÖ puanları ise cinsiyet, eğitim düzeyi, kurum türü, çalışma şekli, hemşirelik yapmaktan memnuniyet ve klinikten memnuniyete göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,01). Regresyon analizinde kontrol değişkenleri iş doyumundaki varyansın %23,3’ünü açıklamış (R²=0,233); MBYÖ eklendiğinde modelin açıklayıcılığı anlamlı şekilde artmış (R²=0,813; ΔR²=0,580; p<0,001) ve manevi bakım yeterliliğinin iş doyumunu güçlü ve pozitif yönde yordadığı belirlenmiştir (β=0,80; p<0,001).
Sonuç: Manevi bakım yeterliliği, klinik hemşirelerinin iş doyumunun güçlü bir yordayıcısıdır. Manevi bakım yeterliliği, modelde yer alan demografik ve mesleki özelliklerin ötesinde, iş memnuniyetindeki varyansın önemli bir bölümünü açıklamaktadır. Bulgular, hemşirelerin mesleki gelişimini ve iş memnuniyetini ele alan girişimlerde manevi bakım yeterliliğinin dikkate alınmasını desteklemektedir.
Aim: This study examined spiritual care competence and job satisfaction among clinical nurses in Türkiye and assessed the contribution of spiritual care competence to job satisfaction.
Method: This descriptive cross-sectional study included 495 clinical nurses who completed an online survey between July and October 2025. Data were obtained using a sociodemographic form, the Turkish version of the Spiritual Care Competence Scale (SCCS), and the Job Satisfaction Scale for Clinical Nurses (JSS-CN). Because the scale scores were not normally distributed, the median and the interquartile range (IQR) were used to summarize the data.
Results: The median scores were 103 (IQR=20.71) for spiritual care competence and 122 (IQR=23.46) for job satisfaction. Spiritual care competence varied significantly by gender, educational level, satisfaction with nursing practice, and satisfaction with the current clinical unit (p<0.01). Significant differences in job satisfaction were observed across gender, educational level, type of institution, working pattern, satisfaction with nursing practice, and satisfaction with the current clinical unit (p<0.01). Demographic and professional characteristics accounted for 23.3% of the variance in job satisfaction (R²=0.233, p<0.001). After spiritual care competence was entered into the hierarchical regression model, the explained variance increased to 81.3% (R²=0.813; ΔR²=0.580; p<0.001). Spiritual care competence was positively associated with job satisfaction (β=0.80, p<0.001).
Conclusion: Spiritual care competence accounted for a substantial proportion of the variance in job satisfaction beyond the demographic and professional characteristics included in the model. The findings support consideration of spiritual care competence in initiatives addressing nurses’ professional development and job satisfaction.

8.
Hastanede Çalışan Sağlık Personeli İçin İş Sağlığı ve Güvenliği Ölçeğinin Geliştirilmesi
Development of the Hospital Personnel Occupational Health and Safety Scale
Gökay Taşkaya
doi: 10.54304/SHYD.2026.50480  Sayfalar 252 - 263
Amaç: Çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında sergiledikleri güvenli davranışlara ilişkin farkındalık ve uygulama düzeylerini, riskli durum ve davranış farkındalığı, kişisel güvenli davranış, biyolojik–kimyasal risk farkındalığı ve prosedür- ekipman uyumu boyutlarıyla ölçebilecek, geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir.
Yöntem: Metodolojik tipteki çalışma, Türkiye genelinde 689 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Ölçeğin yapısı Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile test edilmiştir. Güvenirlik Cronbach alfa, McDonald’s ω, CR ve AVE değerleriyle değerlendirilmiştir.
Bulgular: Faktör Analizi için, örneklem yeterliliği KMO=0,942 ve Bartlett testi χ² (300) =7753,859 (p<0,001) ile doğrulanmıştır. Temel Eksenler Faktörleştirme (Principal Axis Factoring, PAF) yöntemi ve oblimin döndürme sonucunda iki madde düşük faktör yükü nedeniyle elenmiş ve toplam varyansın %73,8’ini açıklayan dört faktörlü, 25 maddelik yapı elde edilmiştir. Faktör yükleri 0,623–0,873 arasında değişmiştir. DFA sonuçları mükemmel uyum göstermiştir (χ²/df=1,05; CFI=0,998; TLI=0,997; RMSEA=0,014; SRMR=0,029; GFI=0,954; AGFI=0,959). Cronbach alfa katsayıları 0,884–0,952 aralığında bulunmuştur.
Sonuç: Çalışma sonucunda, sağlık çalışanlarının güvenli davranış, riskli durum ve davranış farkındalığı, biyolojik–kimyasal risk bilinci ile prosedür ve ekipman uyumu düzeylerini ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının etkililiğinin değerlendirilmesinde ve sağlık kurumlarında güvenlik kültürünün izlenmesinde kullanılabilir.
Aim: To develop a valid and reliable scale that can measure healthcare workers’ awareness and application levels regarding safe behaviors within the scope of occupational health and safety including awareness of risky situations and behaviors, personal safety behaviors, awareness of biological and chemical risks, and compliance with procedures and equipment.
Method: This methodological study was conducted with 689 healthcare workers across Türkiye. The scale structure was examined through Exploratory Factor Analysis (EFA) and Confirmatory Factor Analysis (CFA). Reliability was assessed using Cronbach’s alpha, McDonald’s ω, Composite Reliability (CR), and Average Variance Extracted (AVE).
Results: For Factor Analysis, sample adequacy was confirmed with KMO=0.942 and Bartlett's test χ² (300) =7753.859 (p<0.001). Using the Principal Axis Factoring (PAF) method and Oblimin rotation, two items were eliminated due to low factor loadings, resulting in a four-factor, 25-item structure explaining 73.8% of the total variance. Factor loadings ranged from 0.623 to 0.873. CFA results showed excellent fit (χ²/df=1.05; CFI=0.998; TLI=0.997; RMSEA=0.014; SRMR=0.029; GFI=0.954; AGFI=0.959). Cronbach's alpha coefficients ranged between 0.884 and 0.952.
Conclusion: A valid and reliable scale has been developed to measure healthcare workers' levels of safe behavior, awareness of risky situations and behaviors, awareness of biological–chemical risks, and compliance with procedures and equipment. The developed scale can be used to evaluate the effectiveness of occupational health and safety practices and to monitor the safety culture in healthcare institutions.

9.
Öğrenci Hemşirelerin Uygulama Alanlarında Şiddet Yönetimi Yeterliği ve Etkileyen Faktörler: Tanımlayıcı Çalışma
The Violence Management Competency and Influencing Factors in The Practice Areas of Student Nurses: A Descriptive Study
Emine Korkmaz, Gizem Deniz Büyüksoy
doi: 10.54304/SHYD.2026.26234  Sayfalar 264 - 274
Amaç: Araştırma, hemşirelik öğrencilerinin uygulama alanlarında şiddet yönetimi yeterlik düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Araştırmanın evrenini, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında bir devlet üniversitesinde öğrenim gören 692 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Örneklem, 0,2 etki büyüklüğü, %95 güç ve güven düzeyi esas alınarak 314 kişi olarak belirlenmiştir. Veriler, Tanıtıcı Özellikler Formu ve Hemşirelik Öğrencileri İçin Uygulama Alanlarında Şiddet Yönetimi Yeterlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Değerlendirmede tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testleri kullanılmıştır.
Bulgular: Öğrencilerin %17,5’inin klinik uygulamalarda şiddete maruz kaldığı, %24,2’sinin ise şiddete tanık olduğu belirlenmiştir. En sık maruz kalınan ve karşılaşılan şiddet türlerinin sözel (sırasıyla %71 ve %84,2) ve psikolojik şiddet (sırasıyla %52,8 ve %40,8) olduğu saptanmıştır. Şiddetin çoğunlukla hemşireler tarafından uygulandığı (%58,1) ve hemşirelerin aynı zamanda en fazla şiddete maruz kalan grup olduğu görülmüştür (%55,2). Ölçek toplam puan ortalaması 98,57 (SS=14,26) olup; sınıf düzeyi, şiddete tanıklık, şiddet karşısında yapılması gerekenleri bilme ve eğitim alma durumuna göre ölçek toplam ve alt boyut puanlarında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05).
Sonuç: Öğrencilerinin şiddet yönetim yeterliklerinin iyi düzeyde olduğu, ancak öğrencilerin yaklaşık beşte birinin klinik uygulamalar sırasında şiddete maruz kaldığı, dörtte birinin ise şiddete tanık olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda şiddet deneyimi ve şiddet yönetim yeterliği konusunda girişimsel ve izlem çalışmalarının yapılması önerilmektedir.
Aim: This study aimed to determine nursing students’ competence in violence management during clinical practice and the factors affecting it.
Method: The population of the study consisted of 692 nursing students enrolled at a state university during the 2024–2025 academic year. The sample was determined as 314 students based on an effect size of 0.20 and a 95% power and confidence level. Data were collected using the Descriptive Characteristics Form and the Competency Scale for Violence Management in Clinical Practice Areas for Nursing Students. Descriptive statistics, Mann Whitney U test, and Kruskal Wallis test were used for data analysis.
Results: It was found that 17.5% of the students were exposed to violence and 24.2% witnessed violence during clinical practice. The most common types of violence experienced and encountered were verbal (respectively 71% and 84.2%) and psychological violence (respectively 52.8% and 40.8%). Nurses were identified as the primary perpetrators of violence (58.1%), and nurses were also reported as the group most exposed to violence (55.2%). The mean total scale score was 98.57 (SD=14.26). Statistically significant differences were found in total and subscale scores based on grade level, witnessing violence, knowledge of appropriate responses to violence, and receiving training on violence (p<0.05).
Conclusion: Nursing students demonstrated good competence in violence management; however, about one-fifth experienced violence and one-quarter witnessed it during clinical practice. These findings highlight the need for intervention and follow-up studies focusing on violence experiences and management competence among nursing students.

10.
Farklı Kuşaklardaki Hemşirelerin Kuşak Özellikleri ile İş Doyumu Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Determining the Relationship Between Generational Characteristics and Job Satisfaction Among Nurses of Different Generations
Ebru Esenkaya, Zeynep Mete Merdin, Emine Pirinç Bayraktar, Semra Ercivan, Gözdenur Tanrıkulu, Yavuz Tanrıkulu
doi: 10.54304/SHYD.2026.93584  Sayfalar 275 - 284
Amaç: Kuşak özellikleri hemşirelerin tutumu, davranışları ve bakış açılarında farklılıklara neden olmaktadır. Bu farklılıkların hemşirelerin iş doyumunu etkileyen faktörlerden biri olduğu bilinmektedir. Hemşirelerin kuşaklar arasındaki farklılığının bilinmesi, hemşirelerin gereksinimlerini ve öne çıkan yönlerini belirleyen bir rehber niteliğinde olabilecektir. Bu çalışmada, farklı kuşaklarda yer alan hemşirelerin kuşak özellikleri ile iş doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tiptedir. Araştırma örneklemini Ankara’daki bir kamu hastanesinde çalışan 188 hemşire oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından hazırlanan tanıtıcı bilgi formu, çok boyutlu hemşirelik kuşakları ölçeği ve hemşire iş doyum ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis tek yönlü varyans analizi testi ve ölçekler arasındaki ilişkinin incelenmesi için Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.
Bulgular: Hemşirelerin %46,8’inin Y kuşağında yer aldığı, %70,2’sinin mesleği isteyerek seçtiği, %69,1’inin mesleğinden memnun olduğu bulunmuştur. Çok Boyutlu Hemşirelik Kuşakları Ölçeği alt boyutların madde puan ortalamaları incelendiğinde çalışma eğilimi alt boyutunun madde puan ortalaması 4,10 (SS=0,65) olup en yüksek ve hasta güvenliği alt boyutunun 3,47 (SS=0,55) olup en düşük olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin İş Doyumu Ölçeği toplam puan ortalaması 101,74 (SS=16,09) olup iş doyumu düzeyi ortalamanın üzerindedir. Medeni duruma göre çalışma eğilimi ve hasta güvenliği alt boyut puanlarında, çalışma şekline göre ise çalışma eğilimi alt boyut puanında anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). İş doyumu puanları yaş, çalışılan birim, çalışma şekli ve meslekten memnuniyet durumuna göre anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). İş doyumu ile çalışma eğilimi (r=0,493; p<0,001) ve hasta güvenliği (r=0,298; p<0,001) alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır.
Sonuç: Araştırma bulguları, çalışma eğilimi ve hasta güvenliği boyutlarında daha yüksek puan alan hemşirelerin iş doyumunun da daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, hemşirelik yönetiminde kuşak özelliklerinin özellikle çalışma yaşamı ve hasta güvenliğine ilişkin iş doyumunu desteklemeye yönelik uygulamaların planlanmasına katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir.
Aim: Generational characteristics lead to differences in nurses’ attitudes, behaviors, and perspectives. It is known that these differences are one of the factors affecting nurses’ job satisfaction. Understanding the generational differences among nurses can serve as a guide for identifying their needs and distinctive characteristics. This study aimed to determine the relationship between generational characteristics and job satisfaction among nurses from different generations.
Method: This study is descriptive and correlational in nature. The study sample consisted of 188 nurses working at a public hospital in Ankara. Data were collected using an introductory information form prepared by the researchers, the Multidimensional Nursing Generations Scale, and the Nurse Job Satisfaction Scale. Data were analyzed using the Mann-Whitney U test and the Kruskal-Wallis one-way analysis of variance (ANOVA), and Spearman’s correlation analysis was used to examine the relationship between the scales. A p-value of <0.05 was considered statistically significant.
Results: It was found that 46.8% of nurses belong to Generation Y, 70.2% chose their profession voluntarily, and 69.1% are satisfied with their profession. When the mean item scores of the subdimensions of the Multidimensional Nursing Generations Scale were examined, it was determined that the mean item score for the work orientation subdimension was 4.10 (SD= 0.65), which was the highest, while that for the patient safety subdimension was 3.47 (SD=0.55), which was the lowest. The mean total score on the Nurses’ Job Satisfaction Scale was 101.74 (SD=16.09), indicating that the level of job satisfaction was above average. A significant difference was found in the scores for the “Work Orientation” and “Patient Safety” subscales based on marital status, and in the score for the “Work Orientation” subscale based on employment type (p<0.05). Significant differences in job satisfaction scores were found based on age, department, employment type, and satisfaction with the profession (p<0.05). A significant positive correlation was found between job satisfaction and the work orientation (r=0.493; p < 0.001) and patient safety (r = 0.298; p < 0.001) subdimensions.
Conclusion: The study findings indicate that nurses who scored higher on the work orientation and patient safety dimensions also had higher job satisfaction. This result suggests that generational characteristics in nursing management could contribute to the planning of interventions aimed at supporting job satisfaction, particularly regarding work life and patient safety.

11.
Hemşirelikte Psikolojik Güvenlik ve Hasta Güvenliğinin Entelektüel Yapısının Haritalandırılması (Bibliyometrik Analiz)
Mapping the Intellectual Structure of Psychological Safety and Patient Safety in Nursing (Bibliometric Analysis)
Halil Hakdan Öz, Fetullah Battal, Nagihan Köroğlu Kaba, Emine Apaydın
doi: 10.54304/SHYD.2026.98216  Sayfalar 285 - 294
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik yazın alanında psikolojik güvenlik ve hasta güvenliği kavramlarının birlikte ele alındığı araştırma makalelerini bibliyometrik yöntemle inceleyerek alanın genel eğilimlerini, tematik yönelimlerini ve entelektüel yapısını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Yöntem: Web of Science veri tabanında 1993–2025 yılları arasında yayımlanan ve hemşirelik alanında psikolojik güvenlik ile hasta güvenliği kavramlarını birlikte ele alan 451 araştırma makalesi incelenmiştir. Bibliyometrik analiz kapsamında yayın eğilimleri, atıf yapıları, işbirliği ağları, tematik kümeler ve çekirdek dergiler değerlendirilmiştir.
Bulgular: Analiz sonuçlarına göre yayınların yıllık büyüme oranı %14,68 olup, özellikle 2015 sonrasında belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Çalışmaların büyük kısmı işbirliğine dayalı olsa da uluslararası ortak yazarlık oranı %18,63 ile sınırlı kalmıştır. Kavramlar genellikle “tükenmişlik–sonuçlar–hasta güvenliği” ve “sağlık-bakım–psikolojik güvenlik–hemşireler” temaları etrafında yoğunlaşmıştır. “Journal of Advanced Nursing, Journal of Clinical Nursing ve International Journal of Nursing Studies” en fazla yayın ve atıf alan çekirdek dergiler olarak öne çıkmıştır. Ayrıca, 1358 farklı anahtar kavramın kullanılması literatürdeki çeşitliliği yansıtmaktadır.
Sonuç: Psikolojik güvenlik ve hasta güvenliği, hemşirelikte birbirini tamamlayan kritik kavramlar olarak görülmektedir. Bulgular, araştırmacılar ve uygulayıcılar için mevcut eğilimleri ve güçlü temaları görünür kılmakta, gelecekte disiplinlerarası ve kültürlerarası çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Aim: This study aims to examine research articles in the nursing literature that address psychological safety and patient safety together through a bibliometric method, in order to reveal the overall trends, thematic orientations, and intellectual structure of the field.
Method: A total of 451 research articles published between 1993 and 2025 in the Web of Science database that addressed psychological safety and patient safety together in the field of nursing were examined. Within the scope of the bibliometric analysis, publication trends, citation structures, collaboration networks, thematic clusters, and core journals were evaluated.
Results: According to the analysis results, the annual growth rate of publications was 14.68%, with a marked increase observed particularly after 2015. Although the majority of studies were collaborative, the rate of international co-authorship remained limited at 18.63%. The concepts were predominantly clustered around the themes of ‘burnout–outcomes–patient safety’ and ‘health-care–psychological safety–nurses.’ ‘The Journal of Advanced Nursing, Journal of Clinical Nursing, and International Journal of Nursing Studies’ emerged as the core journals with the highest number of publications and citations. In addition, the use of 1,358 different keywords reflected the diversity of the literature.
Conclusion: Psychological safety and patient safety are regarded as complementary critical concepts in nursing. The findings highlight current trends and strong themes for researchers and practitioners, while also indicating the need for future interdisciplinary and cross-cultural studies.

12.
Hemşirelik Eğitim Programının Değerlendirilmesi: Mezun Profil Analizi
Evaluation of a Nursing Education Program: A Graduate Profile Analysis
Şadiye Dur, Özüm Erkin, Vildan Kocatepe, Müge Coşğun
doi: 10.54304/SHYD.2026.21957  Sayfalar 295 - 304
Amaç: Bu araştırma, Türkiye’nin batısındaki bir kamu üniversitesinin hemşirelik bölümü 2022, 2023 ve 2024 yılı mezunlarının kişisel özelliklerini, mesleki durumlarını ve lisans programına ilişkin öz değerlendirmelerini incelemeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Kesitsel analitik desende yürütülen çalışma, STROBE bildirisine uygun olarak raporlanmış ve çevrimiçi anket formu aracılığıyla 143 mezundan elde edilen verilerle gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra Mann–Whitney U testi, Kruskal–Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır.
Bulgular: Katılımcıların çoğunluğunu kadınlar oluştururken (%67,8), mezunların %69,2’sinin hemşirelik mesleğini sürdürmekte olduğu, işe yerleşme süresinin çoğunlukla bir yıldan kısa sürdüğü (%72,7) ve büyük bölümünün özel sektör veya Sağlık Bakanlığında istihdam edilmiş olduğu belirlenmiştir. Hemşirelik Lisans Programı Yeterliliklerine İlişkin Öz Değerlendirme Formu toplam puanı ile hemşirelik bölümünün kendilerini mesleğe hazırlamadaki başarısına ilişkin değerlendirme puanları arasında orta düzeyde, pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,430; p<0,001). Buna karşın öz değerlendirme puanları; mezuniyet yılı, çalışılan kurum, çalışılan pozisyon, mesleki dernek üyeliği ve mezuniyet sonrası bilimsel etkinliklere katılım durumuna göre anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05).
Sonuç: Araştırma bulguları, mezun hemşirelerin lisans programı yeterliliklerine ilişkin öz değerlendirmelerinin genel olarak yüksek olduğunu ve programın mesleğe hazırlamadaki başarısına yönelik algının öz değerlendirme düzeyi ile ilişkili olduğunu göstermektedir.
Aim: This study aims to examine the sociodemographic characteristics, professional status, and self-evaluations related to the undergraduate nursing program among 2022, 2023, and 2024 graduates of a public university in western Türkiye.
Method: This cross-sectional analytical study was reported in accordance with the STROBE guidelines and conducted using data collected from 143 nursing graduates through an online questionnaire. Data were analyzed using descriptive statistics, the Mann–Whitney U test, the Kruskal–Wallis H test, and Pearson correlation analysis.
Results: The majority of the participants were female (67.8%). Overall, 69.2% of the graduates were employed as nurses, 72.7% obtained employment within one year after graduation, and most were employed in the private sector or institutions affiliated with the Ministry of Health. A moderate, positive, and statistically significant correlation was found between the total score on the Nursing Undergraduate Program Competency Self-Assessment Form and graduates’ ratings of how well the nursing program prepared them for professional practice (r = 0.430, p < 0.001). However, self-assessment scores did not differ significantly according to graduation year, employing institution, job position, membership in professional nursing associations, or participation in post-graduation scientific activities (p > 0.05).
Conclusion: The findings indicate that graduate nurses reported generally high self-assessments of undergraduate nursing program competencies and that their perceptions of how well the program prepared them for professional practice were positively associated with their self-assessed competency levels.

13.
Bir Sağlık Kurumunda Kullanılan Acil Servis Hasta Takip Formunun Güncellenmesi: Eylem Araştırması
Revision of the Emergency Department Patient Tracking Form Used in a Health Institution: Action Research
Eren Yaşar, Tuğba Güngör, Aybala Cebecik Özcan
doi: 10.54304/SHYD.2026.71501  Sayfalar 305 - 315
Amaç: Sağlık hizmetlerinde güvenilir kayıt önemlidir. Bu çalışma, bir sağlık kurumunda acil serviste kullanılan hasta takip formunun, tıbbi ve yasal açıdan içermesi gereken veriler bağlamında çalışanlar açısından işlevselliğini değerlendirmek, formda gerekli görülen güncellemeleri yapmak ve bu değişime ilişkin çalışan görüşlerini değerlendirmek amacı ile gerçekleştirildi.
Yöntem: Nicel ve nitel yöntemlerin kullanıldığı çalışma, taşrada bir sağlık kurumunun acil servis çalışanlarıyla 01/04/2024-31/12/2024 tarihleri arasında yürütüldü. Etik kurul ve kurum izni alındı. Yarı yapılandırılmış form aracılığıyla çalışanların görüş ve önerileri alındı. Eksiklikler belirlenerek form güncellendi, uzman görüşü alındı. Katılımcıların önceki ve sonraki görüşleri karşılaştırıldı.
Bulgular: Nitel görüşmelerde katılımcılar, formun gerekli bilgilerin büyük çoğunluğunu içermediğini gösterdi. Katılımcılar, “hemşirelik girişimleri, vital bulgular ve gözlem notları” gibi bölümlerin eklenmesini önerdi. Katılımcıların tamamı (n: 20) kullanılan formda “öncelik sınıflandırması, tedaviyi reddetme durumu” gibi bilgilerin yer almadığını, güncelleme sonrası ise yer aldığını bildirdi.
Sonuç: Çalışanların, kullanılan formla kıyaslandığında geliştirilen formun tıbbi ve yasal açıdan gerekli verilerin tamamını içerdiği görüşünde oldukları belirlendi. Gelecekte formun klinik alanda kullanımının sağladığı katkıları değerlendirmeye yönelik çalışmalar yapılması önerilebilir.
Aim: Reliable records are important in healthcare. This research was conducted to assess the functionality of a patient tracking form used in an emergency room at a healthcare institution, considering the medical and legal data it must contain, to make necessary updates to the form, and to assess employee opinions regarding this change.
Method: The study, using quantitative and qualitative methods, was conducted with emergency room workers of a rural health institution between 01/04/2024 and 31/12/2024. Ethics committee and institutional approval were obtained. Employees' opinions and suggestions were obtained through a semi-structured form. Deficiencies were identified, the form was revised, and expert opinions were obtained. Participants' pre- and post-intervention opinions were compared.
Results: In the qualitative interviews, participants reported that the form did not contain the majority of the necessary information. They suggested that sections such as "nursing interventions, vital signs, and observation notes" be added. All participants (n: 20) reported that the current form lacked information such as "priority classification and treatment refusal status" but did include it after the revision.
Conclusion: It was determined that the employees were of the opinion that the developed form, when compared with the form used, contained all the medically and legally necessary data. It may be advisable to conduct studies to evaluate the benefits of using the form in clinical practice in the future.

14.
Ateşleyici Liderlik ile Hemşirelerin Güçlendirme Algısı ve Çalışma Tutkusu Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
An Investigation of the Relationship Between Sparking Leadership, Nurses' Perception of Empowerment and Work Engagement
Handan Kartal, Ali Özkan, Tuğçe Çamlıca
doi: 10.54304/SHYD.2026.59365  Sayfalar 316 - 326
Amaç: Bu araştırma, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin ateşleyici liderlik algılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada ayrıca, ateşleyici liderlik ile hemşirelerin güçlendirme algıları ve çalışma tutkuları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir.
Yöntem: Tanımlayıcı ve korelasyonel desende yürütülen bu araştırma, bir üniversite hastanesinde çalışan 248 hemşirenin katılımıyla gerçekleştirildi. Araştırma verileri; Bilgi Formu, Ateşleyici Liderlik Ölçeği, Güçlendirme Algısı Ölçeği ve Çalışmaya Tutkunluk Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Ölçek puanları arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise Spearman korelasyon analizinden yararlanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi.
Bulgular: Araştırma bulguları; hemşirelerin yöneticilerinde gördükleri ateşleyici liderlik özelliklerinin (26; SS=10,73), kendi güç algılarının (42; SS=9,13) ve çalışmaya tutkunluk düzeylerinin (63; SS=16,19) orta düzeyin üzerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçekler arasındaki ilişki incelendiğinde; ateşleyici liderlik ile çalışma tutkusu (r=0,21; p<0,001) ve güçlendirme algısı (r=0,22; p<0,001) arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmaktadır.
Sonuç: Bu araştırma, hemşirelerin yöneticilerini ateşleyici liderlik özelliklerine sahip olarak değerlendirdiklerini ve bu liderlik tarzının güçlendirme algısı ile çalışma tutkusunu olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Bu kapsamda, ateşleyici liderliğin kurumsal düzeyde sosyal ve yapısal olarak desteklenmesinin; hemşirelerin mesleki yetkinliklerini daha etkin kullanmalarına, iş doyumlarının ve bakım kalitesinin yükselmesine katkı sağlayacağı söylenebilir.
Aim: This study aims to determine the perceptions of sparking leadership among nurses working at a university hospital. The study also aims to assess the relationship between the sparking leadership and nurses’ perceptions of empowerment and their level of work engagement.
Method: This study, conducted using descriptive and correlational designs, involved 248 nurses working at a university hospital. Data were collected using an Information Form, alongside Sparking Leadership Scale, Perception of Empowerment Instrument and Work Engagement Scale. In addition to descriptive statistical methods, the Mann-Whitney U and Kruskal-Wallis tests were used to analyze the data. Spearman’s correlation analysis was used to examine the relationship between scale scores. Statistical significance was set at the p < 0.05 level.
Results: The research findings reveal that sparking leadership traits nurses perceive in their managers (26; SD=10.73), their own perceptions of power (42; SD=9.13), and their levels of work engagement (63; SD=16.19) are above average. When the relationships among the scales were examined, a positive and statistically significant correlation was found between sparking leadership and work engagement (r = 0.21; p < 0.001) and perceptions of empowerment (r = 0.22; p < 0.001).
Conclusion: This study shows that nurses perceive their managers as possessing sparking leadership traits and that this leadership style positively influences their sense of perceptions of empowerment and work engagement. In this context, it can be argued that social and structural support for sparking leadership at the organizational level will help nurses utilize their professional competencies more effectively and contribute to increased job satisfaction and improved quality of care.

15.
Yoğun Bakım Hemşirelerinde Alarm Yorgunluğu ile Klinik Karar Verme Düzeyi Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
An Examination of the Relationship Between Alarm Fatigue and Clinical Decision-Making Levels Among Intensive Care Nurses
İsmail Dusak, Serap Güngör Ünal, Betül Tosun
doi: 10.54304/SHYD.2026.44711  Sayfalar 327 - 337
Amaç: Bu çalışma yoğun bakım hemşirelerinin alarm yorgunluğu ile klinik karar verme düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem: Bu tanımlayıcı ve korelasyonel tipteki çalışma, bir eğitim araştırma hastanesinin yoğun bakım ünitesinde çalışan 101 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler “Yoğun Bakım Hemşire Tanıtım Formu”, “Alarm Yorgunluğu Değerlendirme Ölçeği” ve “Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği” kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Hemşirelerin Alarm Yorgunluğu Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 64,83(SS=12,62), Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği toplam puan ortalaması 142,37(SS=14,51)’dir. Alarm Yorgunluğu Değerlendirme Ölçeği toplam puanı ile Hemşirelikte Klinik Karar Verme Ölçeği toplam puanı arasında pozitif, anlamlı ve orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur (r=0,346, p<0,01).Yoğun bakım hemşirelerinde alarm yorgunluğu toplam puanının klinik karar verme düzeyi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapılan Bootstrap regresyon analizi (2000 örneklem) sonucunda kurulan modelin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (R=0,36, R²= 0,13, F(1,99) = 14,86, p<0,001). Analiz sonuçlarına göre alarm yorgunluğu toplam puanı, klinik karar verme düzeyini pozitif ve anlamlı biçimde yordamaktadır (B = 0,42, SE = 0,12, BCa %95 GA [0,16 – 0,63]).
Sonuç: Çalışmada, hemşirelerin alarm yorgunluğu ve klinik karar verme toplam puanlarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Alarm yorgunluğu ile klinik karar verme arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin alarm yorgunluğu puanlarının klinik karar verme puanını yordamakta ve alarm yorgunluğu azaldıkça (puan arttıkça) hemşirelerin klinik karar verme puanlarının yükseldiği görülmektedir.
Aim: This study aims to evaluate the relationship between intensive care nurses' alarm fatigue levels and their clinical decision-making levels.
Method: A descriptive, correlational study design was employed among 101 nurses working in the intensive care unit of a training and research hospital. Data were collected using the "Intensive Care Nurse Introduction Form", "Alarm Fatigue Assessment Scale" and "Clinical Decision Making Scale in Nursing".
Results: The mean total score of the Alarm Fatigue Assessment Scale among nurses was 64.83 (SD=12.62), and the mean total score of the Clinical Decision-Making in Nursing Scale was 142.37 (SD=14.51). A positive, statistically significant, and moderate correlation was found between the total scores of the Alarm Fatigue Assessment Scale and the Clinical Decision-Making in Nursing Scale (r = 0.346, p<0.01). To examine the predictive power of alarm fatigue on clinical decision-making among intensive care unit nurses, a Bootstrap regression analysis (2000 resamples) was conducted. The results indicated that the regression model was statistically significant (R=0.36, R² =0.13, F(1,99)=14.86, p<0.001). Alarm fatigue total score was found to be a positive and significant predictor of clinical decision-making (B=0.42, SE =0.12, BCa 95% CI [0.16–0.63]).
Conclusion: The findings of the study indicate that nurses’ levels of alarm fatigue and clinical decision-making were moderate. A statistically significant relationship was found between alarm fatigue and clinical decision-making. The level of alarm fatigue among nurses was found to significantly predict their clinical decision-making.

16.
Cerrahi Kliniklerinde Yatan Hastaların Hemşirelik Bakımı ve İlgili Hastane Hizmetlerinin Kalitesine Dair Algıları
Surgical Inpatients’ Perceptions of the Quality of Nursing Care and Related Hospital Services
Banu Cihan Erdoğan, Hatice Nabi
doi: 10.54304/SHYD.2026.60476  Sayfalar 338 - 347
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik bakımı ve ilgili hastane hizmetlerinin kalitesine dair hasta algılarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Yöntem: Bu çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Çalışmanın örneklemini, bir şehir hastanesinin cerrahi kliniklerinde yatan ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 365 hasta oluşturmuştur. Veri toplamada, Hastalara İlişkin Veri Toplama Formu ve Hemşirelik Bakımı ve İlgili Hastane Hizmetlerinin Kalitesine Dair Hasta Algıları Ölçeği kullanılmıştır.
Bulgular: Cerrahi kliniklerde yatan hastaların hemşirelik bakımı ve ilgili hastane hizmetlerine ilişkin algıları incelendiğinde, alt boyutlar arasında en yüksek puanın “yatak ve örtülerinin kalite ve temizliği”, en düşük puanın ise “hemşirelik bakım ve uygulamaları” boyutunda olduğu saptanmıştır. Medeni durum, gelir durumu, aile tipi, çalışma durumu ve refakatçi varlığına göre hasta algılarında anlamlı farklılıklar bulunmuştur.
Sonuç: Çalışma, cerrahi hastalarının hemşirelik bakımı ve hastane hizmetlerine ilişkin algılarının yüksek olduğunu göstermiştir. Elde edilen bulgular, hasta algısının bakım kalitesini değerlendirmedeki kritik rolünü doğrulamakta ve cerrahi kliniklerdeki hemşirelik uygulamalarında hasta merkezli yaklaşımların geliştirilmesine yönelik bir dayanak oluşturmaktadır.
Aim: This study was conducted to determine patients’ perceptions of the quality of nursing care and related hospital services.
Method: This descriptive and cross-sectional study included 365 patients who were hospitalized in the surgical clinics of a city hospital and met the inclusion criteria. Data were collected using the Patient Information Form and the Scale for Patient Perceptions of the Quality of Nursing Care and Related Hospital Services.
Results: When the perceptions of patients hospitalized in surgical clinics regarding nursing care and related hospital services were examined, the highest scores among the subdimensions were observed in the “quality and cleanliness of beds and linens,” while the lowest scores were found in the “nursing care and practices” subdimension. Significant differences in patient perceptions were identified according to marital status, income level, family type, employment status, and presence of a companion.
Conclusion: The study demonstrated that surgical patients’ perceptions of nursing care and hospital services were high. The findings confirm the critical role of patient perceptions in evaluating care quality and provide a basis for the development of patient-centered approaches in nursing practices in surgical clinics.

17.
Hemşirelerin Örgütsel Stres Düzeyi ve İşten Ayrılma Niyeti Arasındaki İlişkinin Değerlendirmesi
Evaluation of the Relationship Between Nurses' Organizational Stress Level and Intention to Leave the Job
Duygu Coşkun, Havva Öztürk
doi: 10.54304/SHYD.2026.93446  Sayfalar 348 - 358
Amaç: Hemşirelerin örgütsel stres düzeyi ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
Yöntem: Çalışma, Trabzon’da dört kamu hastanesinde çalışan 283 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler, bilgi formu, Örgütsel Stres Kaynakları Ölçeği ve İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ile toplanmış, t-testi, Mann Withney U, ANOVA, Kruskal Wallis testleri ile analiz edilmiştir.
Bulgular: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı çalışmada hemşirelerin %83’ü kadın, %69,3’ü lisans mezunu ve %47,3’ü 10 yıl ve altı mesleki deneyime sahiptir. Hemşirelerin örgütsel stres kaynağı puanları 88,04 (SS=14,03), örgütsel stres puanları 2,67 (SS=13,68), örgütsel rahatsızlık puanları 82,60 (SS=24,54) ve işten ayrılma niyeti puanı 2,32 (SS=1,11)’dir. Hemşirelerin örgütsel stres kaynakları ve örgütsel stres puanı ile işten ayrılma niyeti puanı arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Ancak örgütsel rahatsızlık boyutu ile işten ayrılma niyeti arasında pozitif, zayıf, anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0,358; p<0,001). Aktif sahada çalışan, hemşireliği isteyerek seçmeyen, hemşirelik mesleğinden, çalıştığı hastane ve/veya biriminden memnun olmayan hemşirelerin örgütsel rahatsızlık ve işten ayrılma niyeti puanlarının daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kadın olan, mesleki deneyimi 20 yıl ve altında olan, eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan, vardiyalı ve/veya nöbet usulü çalışan hemşirelerin işten ayrılma niyet puanları anlamlı olarak daha yüksek belirlenmiştir (p<0,05).
Sonuç: Stres kaynaklarından orta düzeyde rahatsız olan hemşirelerin, işten ayrılma niyetleri bu rahatsızlığa bağlı artmaktadır. Hemşirelere rahatsızlık veren stres kaynakları düzenli aralıklarla değerlendirilip, ilgili kurum politikaları iyileştirilerek işten ayrılma niyeti azaltılabilir.
Aim: This study aimed to evaluate the relationship between nurses’ organizational stress levels and their intention to leave.
Method: The study was conducted with 283 nurses working in four public hospitals in Trabzon, Türkiye. Data were collected with an information form, the Organizational Stress Sources Scale, and the Intention to Leave Scale. The data were analyzed with t-tests, Mann–Whitney U tests, ANOVA, and Kruskal–Wallis tests.
Results: In the descriptive and correlational study, 83% of the nurses were female, 69.3% had a bachelor's degree, and 47.3% had 10 years or less of professional experience. Nurses' organizational stress sources were 88.04 (SD=14.03), the organizational stress score was 2.67 (SD=13.68), and the organizational distress score was 82.60 (SD=24.54). The mean intention to leave score was 2.32 (SD=1.11). No significant relationship was found between nurses’ organizational stress sources or organizational stress scores and intention to leave. However, a positive, weak, and statistically significant relationship was identified between the organizational distress dimension and intention to leave (r= 0.358, p<0.001). Organizational distress and intention to leave scores were significantly higher among staff nurses who worked in clinical positions, did not choose the nursing profession willingly, and were dissatisfied with their profession, hospital, or working unit (p<0.05). In addition, intention to leave scores were significantly higher among female nurses, those with 20 years or less professional experience, those working in training and research hospitals, and those working in shift and/or on-call systems (p<0.05).
Conclusion: Nurses who experience moderate levels of distress related to organizational stress sources tend to have higher intention to leave. Bu regularly evaluating the sources of stress that cause distress to nurses and improving relevant institutional policies, the intention to leave the job can help reduced.

18.
Hastaların Hemşirelik Öğrencilerine Yönelik Bakım Algısının İncelenmesi
The Examination of Patients' Perceptions of Nursing Students' Care
Sevil Olğun
doi: 10.54304/SHYD.2026.59219  Sayfalar 359 - 368
Amaç: Bu çalışma, hastanede yatan hastaların hemşirelik öğrencileriyle ilgili bakım algısını incelemek amacıyla yapıldı.
Yöntem: Analitik-kesitsel tipteki araştırma Mart-Eylül 2025 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde yatan 330 hasta ile yürütüldü. Araştırma verileri “Hasta Tanıtım Formu” ve “Hastaların Hemşirelik Öğrencilerine Yönelik Bakım Algısı Ölçeği (HHÖYBAÖ)” ile toplandı. Verilerin analizi için; tanımlayıcı istatistikler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma), bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi ve Kruskal-Wallis H testi uygulandı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 56,66 (SS=15,72) olup, %53,3’ü kadın, %75,2’si evli ve %52,4’ü cerrahi kliniklerde yatmaktaydı. Hastaların %79,4’ü hemşirelerin tedavi ve bakımından memnun olduğunu, %56,4’ü daha önce hemşirelik öğrencilerinden bakım aldığını, %32,1’i hastaneye 4 ve daha fazla sayıda yattığını belirtti. Hastaların HHÖYBAÖ puan ortalaması 4,25 (SS=0,50) olup, yaşı, cinsiyeti, medeni durumu ve eğitim durumuna göre HHÖYBAÖ ve alt boyut puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değişmediği saptanmadı (p>0,05). Hastaların yattığı klinik, hemşirelerin tedavi ve bakımından memnun olma durumu ve hastaneye yatış sayısına göre HHÖYBAÖ’nün alt boyut ve ölçek toplam puan ortalamalarının anlamlı düzeyde değiştiği belirlendi (p<0,05).
Sonuç: Hastaların hemşirelik öğrencilerine yönelik bakım algısının yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Araştırma sonuçlarının genellenebilmesini destekleyecek çok merkezli çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Aim: This study was conducted to examine hospitalized patients' perceptions of nursing students' care.
Method: This analytical cross-sectional study was conducted with 330 patients hospitalized at a university hospital between March and September 2025. Study data were collected using the "Patient Identification Form" and the "Patients’ Perception of Care Scale for Nursing Students” (PPCSNS). Descriptive statistics (frequency, percentage, mean, standard deviation), independent samples t-test, one-way analysis of variance, and Kruskal-Wallis H test were applied to analyze the data.
Results: The mean age of the patients was 56.66 (SD = 5.72), 53.3% were female, 75.2% were married, and 52.4% were hospitalized in surgical clinics. 79.4% of patients reported being satisfied with the treatment and care provided by nurses, 56.4% stated they had previously received care from nursing students, and 32.1% reported being hospitalized 4 or more times. The mean PPCSPNS score of the patients was 4.25 (SD=0.50), and no significant differences were found in the PPCSPNS and subscale scores based on age, gender, marital status, or education level (p>0.05). Significant differences were found in the subscale and total scale scores of the PPCSPNS based on the clinic where patients were hospitalized, their satisfaction with the treatment and care provided by nurses, and the number of hospitalizations (p<0.05).
Conclusion: The study found that patients have a high level of positive perception of care provided by nursing students. Further multicenter studies are recommended to support the generalization of these findings.

19.
Sorumlu Hemşirelerin Yöneticilik Sürecinde Sorun Çözmeye İlişkin Deneyimleri: Nitel Bir Araştırma
Experiences of Charge Nurses in Problem Solving During the Managerial Process: A Qualitative Study
Mehmet Gülşen, Ayşe Karadaş, Nurşah Tatoğlu
doi: 10.54304/SHYD.2026.54289  Sayfalar 369 - 379
Amaç: Bu çalışma, sorumlu hemşirelerin yöneticilik sürecinde sorun çözmeye ilişkin deneyimlerinin ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür.
Yöntem: Araştırma, fenomenolojik yaklaşım doğrultusunda yürütülmüş nitel bir çalışmadır. Haziran–Aralık 2025 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde görev yapan ve en az bir yıllık yöneticilik deneyimine sahip 15 sorumlu hemşire ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler tematik analiz yöntemiyle MAXQDA Analytics Pro 2024 yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir.
Bulgular: Analiz sonucunda sorumlu hemşirelerin sorun çözme deneyimlerini yansıtan beş ana tema belirlenmiştir: Yönetsel geçiş, sistemsel yetersizlikler, otonomi, etik sorumluluklar ve yönetsel rolün psikososyal yükü. Bulgular, sorumlu hemşirelerin yöneticilik rolüne çoğunlukla hazırlıksız başladıklarını; personel eksikliği, kaynak yetersizlikleri ve fiziksel koşulların sorun çözme süreçlerini sınırlandırdığını; sınırlı otonominin arada kalmışlık hissini güçlendirdiğini göstermektedir. Ayrıca katılımcıların sorun çözme süreçlerinde etik değerlere dayalı karar verme çabası içinde oldukları ve yöneticilik rolünün yoğun stres, tükenmişlik ve zamanla gelişen kabullenme çabalarıyla karakterize bir psikososyal yük oluşturduğu ortaya konmuştur.
Sonuç: Çalışma, sorumlu hemşirelerin sorun çözme süreçlerinin yalnızca bireysel yeterliliklerle değil; kurumsal yapı, yönetsel destek düzeyi, etik değerler ve yönetsel rolün psikososyal yükü ile şekillendiğini göstermiştir. Bu bulgular doğrultusunda, sorumlu hemşirelerin yöneticilik rollerine geçişini destekleyecek yapılandırılmış eğitim ve mentorluk programlarının geliştirilmesi, yönetsel otonominin güçlendirilmesi ve psikososyal yükü azaltmaya yönelik kurumsal destek mekanizmalarının oluşturulması önerilebilir.
Aim: To explore and understand the problem-solving experiences of charge nurses during the managerial process.
Method: This study employed a qualitative design based on a phenomenological approach. Semi-structured, in-depth interviews were conducted with 15 charge nurses working in a university hospital between June and December 2025, all of whom had at least one year of managerial experience. The data were analysed through thematic analysis using MAXQDA Analytics Pro 2024 software.
Results: Five main themes reflecting charge nurses’ problem-solving experiences were identified: managerial transition, systemic inadequacies, autonomy, ethical responsibilities, and the psychosocial burden of the managerial role. The findings indicate that charge nurses often assume managerial roles without adequate preparation; staffing shortages, resource constraints, and inadequate physical conditions limit problem-solving processes; and restricted autonomy intensifies feelings of being caught between staff expectations and managerial demands. In addition, participants reported striving for ethically grounded decision-making during problem-solving, while also experiencing the psychosocial burden of the managerial role, characterised by intense stress, burnout, and gradual efforts toward acceptance over time.
Conclusion: The study demonstrated that charge nurses’ problem-solving processes are shaped not only by individual competencies but also by organisational structure, the level of managerial support, ethical values, and the psychosocial burden of the managerial role. In line with these findings, the development of structured education and mentoring programmes to support the transition into managerial roles, the strengthening of managerial autonomy, and the establishment of institutional support mechanisms aimed at reducing this psychosocial burden may be recommended.

20.
Hemşirelikte Ortak Karar Verme Tutum Ölçeği’nin Türkçe Geçerlik ve Güvenirliği Çalışması
Nursing Shared Decision-Making Attitude Scale Turkish Validity and Reliability Study
Sezer Avcı, Neşe Ataman Bor, Melike Yavaş Çelik
doi: 10.54304/SHYD.2026.43760  Sayfalar 380 - 390
Amaç: Bu çalışma Hsu ve diğerlerinin (2021) tarafından geliştirilen Hemşirelikte Ortak Karar Verme Tutum Ölçeği’nin Türkçe'ye uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla planlandı.
Yöntem: Metodolojik olan araştırma, Nisan 2023-Ekim 2023 tarihlerinde hem Türkiye’nin Güneydoğusundaki özel bir hastanede çalışan hemşireler ile yüz yüze, hem de dijital platformda olmak üzere toplam 331 hemşireyle gerçekleştirildi. Ölçeğin dil geçerliliği tamamlandıktan sonra uzman görüşü alındı. Ölçeğin güvenirliği için madde toplam puan korelasyonu, iç tutarlılık ve test tekrar test yöntemleri uygulandı. Test tekrar test için sınıf içi korelasyon analizi uygulandı. Yapı geçerliliği için Açımlayıcı Faktör Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi kullanıldı.
Bulgular: Ölçeğin madde yüklerinin 0,400-0,628 arasında değiştiği saptandı. Analiz sonucunda ölçeğin orijinal form ile uyumlu iki alt faktörü olduğu belirlendi. Ölçeklerin maddeleri arasındaki korelasyon incelendiğinde r=0,370-0,650 arasında değişim gösterdiği görüldü. Ölçek alt boyutlarındaki maddeler arası korelasyonun da çok daha iyi olduğu gözlendi. Güvenirlik analizlerinde Cronbach Alfa kat sayısı empatik iletişim 0,82, tam öğrenme için 0, 87 ve ölçeğin toplamı için 0,92 bulundu. Ön test ve son test değerlendirmesinde alt boyutlar ve toplam ölçek ortalamaları 15 gün arayla karşılaştırıldığında iki ortalama arasında anlamlılık olmadığı (sırasıyla, p=0,410, p=0,700, p=0,700) ve pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu (sırasıyla, r=0,340, r=0,390, r=0,640) bulundu.
Sonuç: Hemşirelikte Ortak Karar Verme Tutum Ölçeği Türkiye’de hemşirelerin ortak karar verme tutumunun değerlendirilmesi için yapılacak çalışmalarda 11 maddeli ve 5’li likert tipindeki haliyle kullanılabilir.
Aim: This study was planned to adapt the Nursing Shared Decision-Making Attitude, developed by Hsu et al. (2021), into Turkish and to examine its psychometric properties.
Method: The methodological research was conducted between April 2023 and October 2023 with a total of 331 nurses working in a private hospital in southeastern Turkey, both through face-to-face interviews and digital platforms. After the language validity of the scale was completed, expert opinion was obtained. For the reliability of the scale, item total score correlation, internal consistency and test-retest methods were applied. Intraclass correlation analysis was applied for test-retest. Explanatory Factor Analysis and Confirmatory Factor Analysis were used for construct validity.
Results: It was determined that the item loadings of the scale varied between 0.400-0.628. As a result of the analysis, two sub-factors were determined that were compatible with the original form of the scale. When the correlation between the items of the scales was examined, it was seen that it varied between r=0.370-0.650. It was observed that the correlation between the items in the sub-dimensions of the scale was also much better. In the reliability analyses, the Cronbach Alpha coefficient was found to be 0.82 for empathic communication, 0.87 for mastery learning and 0.92 for the total scale. When the sub-dimensions and total scale means were compared 15 days apart in the pre-test and post-test evaluation, it was found that there was no significance between the two means (p=0.410, p=0.700, p=0.700) and that there was a positive moderate relationship (r=0.340, r=0.390, r=0.640).
Conclusion: Nursing Shared Decision-Making Attitude Scale, can be used in studies to evaluate the sharing decision-making attitude of nurses in Turkey with its 11-item, 5-point Likert-type form.

21.
Kanıta Dayalı Uygulama Önerilerinin Kliniğe Aktarılmasında Cerrahi Birimlerde Çalışan Hemşirelerin Yöneticilerinin Liderliklerine ve Çalışma Ortamına İlişkin Algıları: Çok Merkezli Bir Çalışma
Nurses' Perceptions of Their Managers' Leadership and Work Environment in Surgical Units Regarding the Transfer of Evidence-Based Practice Recommendations to the Clinic: A Multicenter Study
Ezgi Arslan, Filiz Salman Saraç, Hatice Özsoy, Sultan Özkan
doi: 10.54304/SHYD.2026.13549  Sayfalar 391 - 402
Amaç: Bu çalışma kanıta dayalı uygulama önerilerinin kliniğe aktarılmasında cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin yöneticilerinin liderliklerine ve çalışma ortamına ilişkin algılarını değerlendirmek amacıyla yapıldı.
Yöntem: Tanımlayıcı-kesitsel tipte gerçekleştirilen çalışma Ekim 2024-Şubat 2025 tarihleri arasında, üç farklı ilde yer alan iki üniversite hastanesi ve iki devlet hastanesinin cerrahi birimlerde çalışan 265 hemşirenin katılımıyla gerçekleştirildi. Çalışmanın verileri, hemşirelerin tanıtıcı özelliklerini içeren 22 soruluk form, Kanıta Dayalı Uygulama Liderlik ve Kanıta Dayalı Uygulama Çalışma Ortamı Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ölçek puan ortalamaları ile etkileyen faktörlerin karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Çalışma Strengthening the Reporting of Observational Studies in Epidemiology (STROBE) kontrol listesi kullanılarak rapor edildi.
Bulgular: Cerrahi hemşirelerinin Kanıta Dayalı Uygulama Liderlik Ölçeği puan ortalaması 27,76 (SS=8,99) ve Kanıta Dayalı Uygulama Çalışma Ortamı Ölçeği puan ortalaması 19,26 (SS=5,82) olarak bulundu. Çalışmaya katılan cerrahi hemşirelerinin kanıta dayalı uygulama önerilerinin kliniğe aktarımında yöneticilerinin liderliğine ilişkin algıları ortanın biraz üzerinde ve çalışma ortamına ilişkin algıları ise orta düzeyde olduğu bulundu. Üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin KDU liderliğine ilişkin algı puanlarının devlet hastanesinde çalışanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi. Ayrıca cerrahi servislerde ve ameliyathanede çalışan hemşirelerin KDU liderlik puanlarının cerrahi yoğun bakımda çalışanlara göre daha yüksek olduğu saptandı. Çalışılan kurumda KDU ile ilgili eğitim alan hemşirelerin hem KDU liderlik hem de KDU çalışma ortamı puan ortalamalarının eğitim almayan hemşirelere göre daha yüksek olduğu belirlendi.
Sonuç: Cerrahi birimlerde kanıta dayalı uygulamaların kliniğe aktarımının güçlendirilmesinde yöneticilerin liderlik rolü ve çalışma ortamının destekleyici özellikleri önemli faktörlerdir. Bu faktörler yönünden cerrahi birimler değerlendirilmeli ve iyileştirici yönde stratejiler geliştirilmelidir.
Aim: This study was conducted to evaluate the perceptions of nurses working in surgical units regarding their managers' leadership and work environment in the transfer of evidence-based practices to the clinic.
Method: This descriptive-cross-sectional study was conducted between October 2024 and February 2025, involving 265 nurses working in the surgical units of two university hospitals and two state hospitals in three different provinces. Data were collected using a 22-question form containing demographic characteristics of the nurses, the Evidence-Based Practice Leadership Scale, and the Evidence-Based Practice Work Environment Scale. Descriptive statistics were used to analyze the data, and independent samples t-tests and one-way analysis of variance (ANOVA) were used to compare scale mean scores and influencing factors. The study was reported using the Strengthening the Reporting of Observational Studies in Epidemiology checklist.
Results: The mean scores of surgical nurses on the Evidence-Based Practice Leadership Scale were found to be 27.76 (SD=8.99), and on the Evidence-Based Practice Work Environment Scale were 19.26 (SD=5.82). Surgical nurses participating in the study perceived their managers' leadership in the transfer of evidence-based practice recommendations to the clinic as slightly above average, while their perceptions regarding the work environment were at a moderate level. It was determined that nurses working in university hospitals had higher scores on their perceived EBP leadership than those working in state hospitals. Furthermore, nurses working in surgical wards and operating rooms had higher EBP leadership scores than those working in surgical intensive care units. Nurses who received EBP training at their institution had higher average EBP leadership and EBP work environment scores compared to nurses who did not receive training.
Conclusion: In surgical units, the leadership role of administrators and the supportive characteristics of the work environment are important factors in strengthening the transfer of evidence-based practices to the clinic. Surgical units should be evaluated in terms of these factors, and strategies for improvement should be developed.

DERLEME
22.
Hemşirelikte Entelektüel Suskunluk: Konformizm ve Entelektüel Sorumluluk
Intellectual Silence in Nursing: Conformity and Intellectual Responsibility
Tuğba Uluocak Köse
doi: 10.54304/SHYD.2026.90907  Sayfalar 403 - 409
Bu derleme, hemşirelikte entelektüel suskunluk olgusunu kuramsal ve uygulama temelli bir bakış açısıyla ele alarak, entelektüel sorumluluk ve konformizm davranışı çerçevesinde tartışmayı amaçlamaktadır. Morrison ve Milliken’in (2000) örgütsel sessizlik kuramı, Asch’in (1956) konformizm teorisi ve hemşirelikte profesyonel kimlik literatürü analiz eksenini oluşturmuştur. Çalışmada, 2020–2026 yılları arasında hemşirelikte örgütsel sessizlik, konformizm, profesyonel kimlik, bilgi paylaşımı ve entelektüel davranış temalarında yayımlanan ulusal ve uluslararası güncel çalışmalardan yararlanılmıştır.
Entelektüel suskunluk, hemşirenin sahip olduğu bilgi, içgörü ve mesleki deneyimi ifade etmekten kaçınmasıyla ortaya çıkan, örgütsel sessizliğin bilişsel bir formu olarak ele alınmaktadır. Bu davranış, yalnızca bireysel korkuların değil; otoriteye uyum, hiyerarşik yapılar, güç mesafesi ve profesyonel özerklik eksikliğinin sonucu olarak şekillenmektedir. Konformizm davranışı, sessizliği kurumsal bir norm haline getirirken, entelektüel sorumluluk duygusunun zayıflamasına yol açmaktadır. Özellikle hemşirelik gibi yüksek bilgi yoğunluğu gerektiren mesleklerde, entelektüel suskunluk ve konformizm kavramı; bilgi temelli uygulamalar, hasta güvenliği ve profesyonel kimliğin sürdürülebilir gelişiminin önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, bu derleme entelektüel suskunluk ve konformizm davranışının hemşirelikte entelektüel sorumluluğun görünmez boyutunu nasıl yapılandırdığını ortaya koymakta; etik farkındalık, psikolojik güven ve yönetsel güçlendirme temelli kurumsal uygulamalara duyulan gereksinimi vurgulamaktadır.
This review aims to examine the phenomenon of intellectual silence in nursing from a theoretical and practice-based perspective, discussing it within the framework of intellectual responsibility and conformist behavior. Morrison and Milliken’s (2000) organizational silence theory, Asch’s (1956) conformity theory, and the nursing literature on professional identity constituted the analytical framework. The study utilized national and international publications from 2020 to 2026 on the themes of organizational silence, conformity, professional identity, knowledge sharing, and intellectual behavior in nursing.
Intellectual silence is defined as a cognitive form of organizational silence that emerges when nurses refrain from expressing their knowledge, insights, and professional experience. This behavior is shaped not only by individual fears but also by compliance with authority, hierarchical structures, power distance, and lack of professional autonomy. Conformist behavior transforms silence into an institutional norm while weakening the sense of intellectual responsibility. In knowledge-intensive professions such as nursing, intellectual silence and conformity are considered major barriers to evidence-based practice, patient safety, and the sustainable development of professional identity.
In conclusion, this review reveals how intellectual silence and conformist behavior shape the invisible dimension of intellectual responsibility in nursing and emphasizes the need for organizational practices grounded in ethical awareness, psychological safety, and empowering leadership.

23.
Amaçlar ve Anahtar Sonuçlar Yöntemi (OKR) ve Hemşirelik Hizmetleri Yönetiminde Kullanımı
Objectives and Key Results Method (OKR) and Using in Nursing Management
Şahika Mert, Betül Sönmez
doi: 10.54304/SHYD.2026.58751  Sayfalar 410 - 415
Günümüzde kuruluşlar yoğun rekabet ortamında üstünlük sağlamak için insan kaynaklarının geliştirilmesini amaçlamaktadır. Çalışanların gelişimi ve üstün performansı için iyi bir performans yönetimi sistemine gereksinim vardır. Bu doğrultuda, çalışanlar ve yöneticiler arasındaki iletişimin daha sık, daha şeffaf olduğu performans yönetim sistemlerine yönelim artmaktadır. Kurumun ana hedeflerinden başlayarak aşağıya doğru yayılan, gelişim alanlarının belirlenerek ilerlemenin gözlenebildiği ve sürekliliğin izlendiği performans yönetimi uygulamalarından biri olan “OKR-objectives and key results”, amaçlar ve anahtar sonuçlar veya hedefler ve temel sonuçlar olarak Türkçeye çevrilen ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır. Sağlık hizmetlerinde her geçen gün önemini artıran kalite göstergeleri, kurumların ve çalışanların performansını değerlendirme konusunda bir araçtır. OKR çerçevesi, performans değerlendirmesinde kullanılmaya başlanan ve giderek yaygınlaşan bir yöntemdir. Bu çalışmada, OKR yöntemi hakkında bilgi vermek ve OKR’nin hemşirelik hizmetleri yönetiminde kullanımını bir örnekle açıklamak amaçlanmaktadır.
Organizations aim to develop human resources to gain advantage in an intensely competitive environment. A good performance management system is needed for the development and superior performance of employees. In this direction, the tendency towards performance management systems where communication between employees and managers is more frequent and transparent is increasing. ‘OKR-objectives and key results’, which is one of the performance management practices that spreads downwards starting from the main goals of the organization, where progress can be observed by determining development areas and continuity is monitored, is the English abbreviation of the expression translated into Turkish as objectives and key results or objectives and key results. Quality indicators, which increase their importance day by day in health services, are a tool for evaluating the performance of institutions and employees. OKR framework is a method that has started to be used in the performance evaluation and is becoming increasingly widespread. In this study, it is aimed to give information about the OKR method and to explain the use of OKR in nursing services management with an example.



 

LookUs & Online Makale